Emsallerine faiktir

Mayıs 21, 2014

Malmö'den Anneler Gününüz Kutlu Olsun


Her sabah işe giderken, yolun iki yanındaki devasa panolar vasıtası ile birbirine komşu iki belediyenin ne yaptığı, ne düşündüğü konusunda irfan ve fikir sahibi oluyorum. Bizimle bu kocaman naylon yüzeyler  vasıtası ile muazzam bir görsel iletişim halindeler.  Bu iş eskinin  çay ocağı diyafonları gibi  bi parça tek taraflı elbette. Onlar asıyor, biz okuyoruz. Faaliyetler, duygular, yapılanlar, yapılması düşünülenler, yapılamayacaklar, yapılmasa daha iyi olacaklar ve hizmetler gerçek zamanlı olarak  hep sıralanıyor. Şu “hizmet” işi çok önemli. Kocaman bir kentin periferisinde arsızca büyüyen bu alanlarda her gün çok can sıkıcı bin bir türlü işle uğraşmak zorunda kaldıklarından/kalacaklarından emin olduğum bu kişiler  belediye başkanlığı görevine bir kez daha seçilmiş oldukları,  bizlerin hizmetkarı olacakları için, günlerce teşekkür ettiler oradan. Şöyle sağ elini yüreğin üstüne bastırıp, hamiyetten hafifçe yaşarmış gözlerle gökyüzüne baktı bir tanesi. O yorucu, dertli  işe memur edilmiş olduklarına öyle müteşekkirler, öyle sevinçliler ki bu  minnettarlık   karşısında insan kendini mahcup ve tuhaf hissediyor.  
Geçenlerde eve dönüş yolu tarafında  “tarihimizde bir ilk” manşeti ile Belediyespor’un bilmem kaçıncı lige çıktığı muştulandı.  Böyle okuyunca sanki  belediyenin futbol takımı son 340 yıldır bir yerlere gelmek için çırpınıyor da, bu yıl başarılmış gibi geliyor kulağa değil mi? Hayır değil. Belediyemiz zaten 1988 yılında kurulmuş! Ama etrafındaki  her şeyin anlık ve köksüz olduğu, birkaç on yıl öncenin boş kamu arazisi ve ormanlardan tırtıklanıp, bağ bahçelerin devşirilmesi ile yerleşime açılan ve   nüfus yapısı, gündelik yaşam,  yapılaş-a-mama pratikleri ile de  esasen  doğu Karadeniz’de veya Orta Anadolu'da olması gereken bu yerlerin övüneceği fazla da  bir şey de yok.
Yakın zaman önce iki belediye de, doğal olarak şu bahsettiğim mecradan anneler gününü kutladı. Ama bir tarafla yadsınan, yerilen diğer tarafla da içten içe özenilen, benzemeye çalışılan o  batıdan ithal her şeyde olduğu gibi bu da can sıkıntılı bir iş işte. 1900’lerin başında ABeDe’nin bilmem hangi ücra köşesinde yeşermiş bir uygulamayı al -  üstelik pagan ve erken Hristiyan motifler de cabası - aynı ayın sonunda "fetih"i kutlamaya hazırlanan o büyük, o şanlı İslam kentinin  varoşlarında yola bakan bir yamaçta kutla! Zor gerçekten. Bu sıkıntının benzer açmazlısı da sevgi(liler) günü sanırım.  
Her iki belediye de kendine uygun görünen farklı yolları deniyor:

Daha “batılı” bir yaşam biçimi yansıtmaya hevesli görünen,  yerleşim alanını bu tema üzerine kurgulayanın  panosundaki kadın ve çocuk belediyenin mücavir alanından birkaç bin kilometre öteden, mesela Malmö veya Oslo’dan sesleniyorlar.  Birer homo sapiens olmaları dışında onlarla  hiçbir ortak noktamız yok. Neden bu insanların seçilmiş olduğu, Belediye'nin mesajlarını neden gerçek yaşamdan bu denli uzak modeller üzerinden verdikleri üzerinde durmaya değer.  “İnsan odaklı”, halka yakın olma iddiasında ve bu denli kıvrak, iş bilir yerel yönetimlerin bilinçsiz yapacağı tercihler değil. Belki de nazikçe "hacı bu iş bize gelmez, sosyal zorunluluk icabı yapıyoruz ama, batının icadını da varsın batılılar kutlasın" deniyor.

Diğer belediyenin böyle bir iddiası yok. Geleneksel, Türk –İslam dünyasına daha yakın bir tutumla hazırlamış naylonunu. Onlarınkinde  baş örtülü  genç bir anne ve çocuğu var. Ama nedense bugün tercih edilen, her yerde, özellikle o belediyenin sınırlarında görmeye alışık olduğum biçimi  ile değil de,  ondokuz veya yirminci yüzyıl başlarında kullanılan, belki çocukluğumuzdaki yaşlıların evde tercih ettikleri bir tarz  bu. Baş örtüsü oldukça muğlak, suya sabuna dokunmaz bir biçimde sergileniyor (örtünün geri kalanını bile göremiyoruz. panonun dışında kalıyor). Belediye sınırlarında oturanların çoğunluklu tercihi, yerel yönetimin bakış açısı ve mevcut siyasal zeminin sağlamlığı göz önüne alındığında fazlasıyla utangaç, neredeyse yersiz bir hassasiyet sergiliyorlar sanki.
Neredeyse  karşılıklı  yerleştirilmiş bu iki pano yaşam biçimi, dünya görüşü, gündelik yaşam algısı ve popülizmin sınırları konusunda  birbirinden çok  farklı ve ilginç  şeyler söylüyorlar da,  sanırım ben kavrayamıyorum. Aynen sıkıcı ve yorucu bir işe yeniden seçildikleri için bizlere tekrar tekrar teşekkür eden o yerel yöneticileri bi türlü anlayamadığım gibi...
Arz Ederim,
 BvP

2 yorum:

Me Telioses dedi ki...

Yaşıtım olan ilk belediyede çalışan kişi tam bir tembel. Gugıla anneler günü yazmış. Diğer belediyede ise yavaş adımlarla koridorda ilerleyen gri takımlı erkekler çalışıyor. İkincisindeki o "ilk aşkımız" lafından ise o kadar tiksindim ki anlatıp uzatmayacağım. Anlatmadım ama olmamalı yani. Of

Baron von Plastik dedi ki...

Doğru; gri (koyu renk elbette) takım elbiseler ve düğümü gevşekçe kravatlar, çerçevesiz gözlükler.

Yine doğru; "İlk aşkımız" hususu bende de aynı etkiyi bırakıp, ondan özellikle bahsetmek isteksizliğine sebebiyet verdi.