Emsallerine faiktir

Brütalizm Kötü mü? etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Brütalizm Kötü mü? etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Mayıs 15, 2014

Neiman Marcus; Burgonya’dan Hoston’a


Neiman Marcus | Hellmut Obata Kassabaum | 1969 Houston, TX. | Nisan 2014
Uzak ve alakasız yerlere yapılan gezilerin bir avantajı da normalde görülemeyecek ıvır zıvırı görebilme şansı sağlaması. Yoksa nereden görecektik Houston’un anlamsız bir banliyösündeki o çok meşhur Neiman Marcus binasını…  Bu garip kentte geçireceğimiz bir buçuk gün içerisinde Miki’yi yapının çok yakınında  - hatta içinde - bir otelde kalmaya ikna etmem zor olmadı. Çünkü  Nieman “Galleria” adı ile maruf, Teksas eyaletinin en büyük, Kuzey Amerika’nın ise sekizinci büyük (dalga geçmeyelim, Amerika gibi yerde "sekizinci büyük" bi şeyden bahsediyoruz) alışveriş vahasının içinde yer alıyor. Yani hepimiz için bir şeyler var işin içinde.

Mimarlık tarihi açısından önemi çok alakasız bir coğrafyada,  çok alakasız fonksiyonda bir yapının biçiminden üretilmiş olmasında yatıyor. Le Corbusier  adlı mimarın Fransa, Burgonya’daki La Tourette Manastırından bahsediyorum. Boston’daki Belediye Binası (Kallman, McKinnel, Knowles;1963),  New Haven’daki Yale Üniversitesi Mimarlık Fakültesi (Paul Rudolph; 1962-1963) Cornell'deki Ev Ekonomisi Binası (Ulrich Franzen; 1963-1968) [1] tüm bu ağırbaşlı, kelli felli  brütalist binaların atası bu görkemli manastır. Bizim Hellmut, Obata, Kassabaum isimli mimarlara  da geleneği 1969’da Houston’un dış mahallelerinde yer alan bu lüks  mağazada yaşatmak düşmüş.

Yapı bu – ve belki de bir parça  talihsiz – ününü Robert Venturi’nin Las Vegas’ın öğrettikleri [2] kitabındaki kısa bölüme borçlu. Venturi benzerliğe dikkati çekerek;  “klasik bir başyapıtın, değişik yerlerde farklı kullanımlar için tıpkılarının inşa edilmesini eleştirmiyoruz” dese de “Park yeri okyanusu ortasında o ilerici soyluluğun yalın bir simgesi” olarak niteleyip, hafifçe dalgasını geçiyor (s:142).

Neiman Marcus | Hellmut Obata Kassabaum | 1969 Houston, TX. |Nisan 2014
"Park Yeri Okyanusu"ndan...
Ondan çok daha görgüsüz ve cahil olmakla birlikte, küçücük aklımla maalesef bu görüşü paylaşamıyorum. Kitabın yazıldığı tarihten bu yana (1972) sonsuz sayıda üretilmiş,  Türkiye’de bile 60’lardan sonra uzunca bir dönem Kamu Mimarisi için neredeyse bir şablon olmuş bu biçim tekrarının en  rezilane örneklerini görmüş biri olarak,  bence güzel bir yapı. La Tourette’e gönderme varsa bile, düpedüz taklit eden diğer örneklerle kıyaslandığında - ki Boston Belediye Binası belki de en net örnek -  çok net bir kütle  etrafında oluşturulmuş ağırbaşlı ve hazımlı bir form olarak muhtemelen daha iyi bir yorum. Fotoğraflarda insanlar ve ağaçlarla filan, perspektif çizim etkisi uyandıracak kadar özenli ve muhtemelen yakın zamanda yenilendiği  için pırıl pırıl. Müşteri dışında herkes bilir o fiyakalı çizimlerin inşa edilenle zerre kadar ilişkili olmadığını/olamayacağını. Bu öyle değil işte. 

Yapının çok yakınında (otelde kaldığımız otelin balkonundan görünüyordu) geçirdiğimiz bir buçuk gün boyunca  yavşak ceket satıcısı oğlanlar ve insanın üstüne parfüm püskürtmek için yanıp tutuşan kötü makyajlı karılar moralimi bozmasın, ağzımdaki güzel his kaybolmasın diye içine girmedim. Böyle yapılar söz konusu olunca aynı yöntemi size de tavsiye derim. 


Neiman Marcus | Hellmut Obata Kassabaum | 1969 Houston, TX. | Nisan 2014
Bazı yapılara inşa edildikleri dönemin hakim bakış açıları ile değil de,  daha uzak bir noktadan  bakıldığında farklı ve daha doğru sonuçlara varılabilir gibi geliyor ne zamandır.

Doğal olarak bu yapı ve eklemlendiği alışveriş merkezi epey eğlenceli ve acımasız  başka eleştirilere de konu olmuş [3]. Upuzun ve faklı tarihlerde üretilmiş yapıların bitiştirilmesi ile oluşturulan Galleria tüm bir bloğu kaplayan gerçek bir dev. Devin en ucunda da Macy’s var. O da seksenlerin post modern fırtınasında üfürülmüş, cephesi İtalyan palazzo’larını (Palazzo Strozzi'nin girişini düşünün, zaten her b.k bundan çıkıyor) andıran başka bir katlı mağaza. Maalesef seyahat boyunca süren hastalığın sersemliği neticesinde fotoğrafını çekemedim. Ama çok önemli değil. İşin özü, alışverişe La Tourette’den başlayıp, İtalyan Rönesansının On dokuzuncu yüzyıldaki tekrarının yirminci yüzyıldaki tekrarında bitirmenin eğlencesi.  Bin dokuzyüz yetmişlerde değil de iki binlerin ortalarından bakıldığında aslında bu kadar basit her şey. Bay Venturi ve Bay Steven Izenour ne derse desin, keyifle etrafında dolaşıp bolca resmini çektim güzelim binanın. Zaten açık konuşalım:  HOK (Hellmut Obata Kassabaum) bu gün Amerikanın en büyük mimarlık bürosuyken, Robert Venturi ve Mimarlık ortaklığının (Venturi Scott & Brown) bir dizi güzel kitap yazmış olmakla anılıyor oluşu bir şeyleri açıklıyor olmalı. Tabii, bunlar mimarlık praksisi! (doksanlarda çok sevilerek kullanılan bir laftı) ile zerre kadar ilgisi olmayan bir amatörün görüşleri.

Neyse, yanında çok güzel cephesi ile, esas alışveriş mabedinin altarı niteliğinde başka bir yapı var.  Fakat maalesef mimarı ve/veya nitelikleri hakkında henüz bilgi edinemedim. Sanki son dönemlerinde Seyfi Arkan oralara gitmiş de... Şimdilik fotoğrafları ile idare ediverin.


Dillard's | Houston, TX | Nisan 2014
 Fotoğraflar BvP, Diğerleri internet.

.................
[1] "Kim ulan bu Ulrich Franzen" deyip geçmeyelim. Önemli bir mimar. İlginç bir yapısı ile, - bu değil - bahsedilmeyi hak ediyor. 

[2] Çok ilginç kitabı yazılışından yirmi bir yıl sonra, 1993’de Türkçeye  Dr. Serpil Merzi Özaloğlu çevirdi ve   Şevki Vanlı Mimarlık Vakfı  tarafından basıldı. Kolay okunan, eğitici bir kitap ve  halen ondan öğrenecek çok şey var. Tuhaf bir şekilde, bu yazıyı yazarken kendi kütüphanemde bulamadığım için ilgili bölümü SALT’ın Kütüphanesinde tekrar okumak zorunda kaldım. Çıkışta bazı kıllı kitapçılarda aradım ve  bulmadım. Büyük ihtimalle tükenmiş, umarım başka bir baskı yaparlar.

[3] Albert Pope’in şu yazısı aslında Venturi’nin kitabında sözü edilen görüşün kaba bir tekrarı niteliğinde. Adı bile “From Bauhaus to Our House”e basit bir gönderme ama, yine de okumaya değer:

Mart 23, 2014

Ankara'da Stad Oteli ve Türkiye İş Bankası Genel Müdürlük Binası

Portland Binası|Portland Oregon-ABD |
 Kartpostal |1980'ler Michael Graves
Öğrenciliğimde hepimiz şu yandaki binaya hayrandık.  Bütün proje jürilerinde duvarlar bu yapının  kötü, daha kötü, akıl almayacak derecede kötü taklitleri ile dolu olurdu. 1984-85’de hayallerimizi süsleyen bir kahraman “Woman in Red” filmindeki kırmızı elbisesi ve bacaklarıyla  Kelly Le Brock ise, diğeri de  cephenin ortasındaki  kolon – gibi görünen – şeylerin üzerindeki, plastr – gibi görünen -, yükseldikçe cepheden  ayrılan sütun başlığını andırır o  elemandı.  Öyle ki, klasik estetizmin ağırbaşlı öğelerini bu denli maskara eden, cephelerde  kes-yapıştır- kullanan yapıdan kabaca devşirilmiş ögeleri kısa bir süre sonra mimarlık okuduğum kentteki  her türden yapıda görünce hiç şaşırmamıştım. Arolat ailesinin Vakıflar Bankası Ege Bölgesi Müdürlüğü de bunlardan biriydi. Yüzyılın icadı o kare  pencereler, acayip sütun başlığı yorumları  filan, seksenler ve doksanların ortalarına kadar mimarlık okuyan herkesi bizar etti.

Her yerde; özellikle ulaşabildiğimiz, odanın dergisi “Mimarlık”ta (evet, kağıda basılı şeyleri okuyorduk, hem de çok okuyorduk o zamanlar)  “Post Modernizm” denen şey hemen her sayıda anlatılıyor, herkes aklının erdiği, dilinin döndüğünce açıklıyordu bu fenomeni.  “Her şeyden önce post modernizm Türk Mimarlığı’na tarihten  (kendi tarihsel geçmişimizden) korkusuzca yararlanabilme olanağı vermiştir. Teknolojik başarıyı baş köşeye oturtan Modern Mimarlık eylemi içinde Türk Mimarlığı’nın önemli bir rolü olamazdı. Oysa, Post-Modernizm Dönemi’nde “biçim”i ön plana çıkaran bir yaratma anlayışı mimarlığımıza daha geniş bir eylem olanağı sağlayabilir. Bu biçimleri tarihten yararlanarak bulma fırsatları Türk mimarlarının karşısına, herhalde, başka ülkelerin mimarlarından daha sık çıkacaktır (…) Malzemesi “tarih” ve “biçim” olan bir Post-Modernizm’de daha üretken olmamak için bir neden yok.” [1]  Bulunduğumuz coğrafyada bu işin feriştahını yapabilecek malzeme olup, gerçek örnekler elimizin altındaydı. İyonya’da tapınak, İç Anadolu’da Selçuklu kervansarayları, kümbetler gırlaydı da,  yine de ortaya çıkanların çoğu zaman  niye bu kadar berbat ve saçma sapan  olduğunu anlayamıyordum.  

Emekli Sandığı Stad Oteli | Ankara |Kartpostal | 1970'ler
Doğan Tekeli - Sami Sisa 

Stad Oteli |
Cephe Detay
1960'lar (*)
Tüm bunlar olur ve yeni mezun olmuşken, arada yolum Ankara’ya düşerdi ( birkaç kere de İngiliz Arkeoloji Enstitüsüne gittiğimi,  hatta orada bir parti -gibi- şeylere katıldığımı, birkaç ta hoş hamfendi olduğu kesin aklımda da, ne bk yemeye gönderilmiş olduğumu, orada ne işim olduğunu hatırlamıyorum). Başkentimizde gördüğüm bazı binalardan pek hoşlanmazdım.  Hele o brüt beton cepheleri ile yükselen iki tanesi vardı ki, yetmişlerin  Türk  filmlerinde üstü açık arabası,  merserize yarım boğazlı kazağıyla  dolaşan Önder Somer kadar demode gelirlerdi. Geçmiş, bitmişti bunların şeyi. Cephelerinde bir tane bile İyon sütunu yoktu !Biri Ayhan Böke ve Yılmaz Sargın’ın Türkiye İş Bankası Genel Müdürlük Binası  (1976-77) diğeri de Doğan Tekeli – Sami Sisa’nın Ulus’taki Stad Oteli (1970) idi.

Emekli Sandığı bir dönem büyük şehirlerde parasını değerlendirmek ve yeni kaynaklar yaratmak amacıyla oteller yaptırıyordu. Bu oteller projeleri önemli mimarlara çizdirilen prestijli yapılardı. İstanbul’daki  Skidmore  Owings ve Merril’e  (Sedad Hakkı Eldem’de var işin içinde. Muhtemelen “bendeniz dizayn ettim efendim” demiştir bütün proje için), Tarabya Oteli Kadri Erdoğan’a, İzmir Efes Oteli Paul Bonatz’a, Büyük Ankara Oteli ise İsviçreli Marc Saugey’e çizdirildi [2].  Onlar kadar lüks olmaması öngörülen bu şehir otelinin projesi de 1964’de büyük ilgi gören, çok katılımlı bir yarışmada birinciliği kazanan Doğan Tekeli, Sami Sisa ve o dönemde zaman zaman birlikte çalıştıkları Metin Hepgüler’e ait. [3]


Stad Oteli | Cephe Detay | Ekim 2010
Türkiye’de hem mimar hem de “adam” olunabileceğinin kanıtları olan bu iki beyefendinin,- Bay Sami Sisa ve Bay Doğan Tekeli’nin-  yapıları modern Türk Mimarlığının en gerçek,  en  önemli işleri arasında kanımca.  Hani var ya; gazetelerin hafta sonu eklerinde “bugün kendiniz için bir şey yapın” zevzekliği… Hah, siz de ilkeli, dürüst bir adam olmakta inat ederken bir de iyi mimarlık yapmayı kafaya koymuşun hikayesini, Doğan Tekeli’nin “Mimarlık:  Zor Sanat”  kitabını okuyun mesela. 

Yıllar geçtikçe bir zamanlar kaba (doğal olarak; kaba betonarme bırakılmış ağırlıklı cephelerin egemen olduğu, boşluk-doluluk oyunları ile yapıyı bir heykel gibi gören  bu mimari akıma “brütalizm” deniyor)  ve demode bulduğum bu yapıların dürüst, ağırbaşlı betonarme çıplaklıkları, cephelerindeki  incelikli hacimsel oyunları ve bunların yapının diline katkıları ile gerçekten “modern” kimliklere sahip olduklarını fark ettim (benim fark etmem yirmi küsur yıl sürdü, umarım sizinki daha erken olur).

Stad oteli, kent içinde çok katlı konaklama yapısı fonksiyonları ile işi daha kolaydı sanki. Balkonlar, servis alanları, oda ayrımları,on beş odalı tip kat planı yapının/kulenin kabuğunu zaten çiziyor(muş) gibi görünüyordu da,kazın ayağı öyle değildi tabii.  Sanki bu iki beyefendi oturup  planı çizmiş, sonra da hiçbir şeye dokunmadan üzerinden cepheleri taşımışlardı.  Yapıyı bu denli basit, kendi kendine oluşmuş, işlevin maddeleşmiş hali gibi göstermenin; bir bardak su içiyormuş gibi yapmanın ne denli zor bir iş olduğunu ilerleyen yıllarda öğrenecektim.


Stad Oteli | Normal Kat Planı (*)
Doğan Tekeli -Sami Sisa
Halen gelip gittikçe bakıyorum. Otel el değiştirdi, acayip paralar harcanarak yenilendi ve uluslararası bir zincir tarafından işletiliyor.  Son yıllarda beyaza boyadılar, yan duvarında kocaman, işletmecinin adı yazıyor filan ama,  güzelliğinden çok ta bir şey kaybetmedi. Halen,  kırk dört yaşındaki (1964’de tasarlanmakla birlikte yapı 1970’de bitiyor)  bu binanın cephelerindeki, - özellikle oda balkonlarına dikkatli bakalım - çatı bitimindeki ustalıkla, kente katkısı ile boy ölçüşebilecek  pek az “modern” yapı  var o  kentte.  Üst katlarından, balkona çıkınca görülebilecekler de cabası…


Stad Otel Balkondan | Gençlik Parkı ve Ankara | Etnografya Müzesi , Opera, Gar | Aralık 2010

Otel güzeldi, brüttü filan ama... İş Bankasının o ustalıklı, tek bir el hareketi ile tasarlanıp masadan kalkılmışa benzeyen bütünlüklü cephelerini, zeminden güzel bir kavisle incelerek yükselen kütlesini,  kuleye denge kazandıran o az katlı (3 kat)  yan kütleleri  görünce iş değişiyor,  bir zamanların  o demode binası  iki binlerin Ankara ziyaretlerinde artık baş köşeye oturuyordu.


Türkiye İş Bankası Genel Müdürlüğü Ankara |Kartpostal | 1970'ler
 Ayhan Böke - Yılmaz Sargın
Epey yüksek (26 kat ve 91.00 metre yükseklik ile uzun süre Ankara'nın en yüksek yapısıydı)  ve dar kesitli bu kulenin (B Blok)  belki de aşırı vurgulanma tehlikesi içindeki dikeyliğe ve donukluğa [4] o çok güzel ayarı veren iki eleman var bence.  Bunlardan  biri  yapıyı çevreleyen  Atatürk  Bulvarı’na Bakan (A ve Kennedy Caddesi [5]  boyunca uzanan C Blok cephelerine hakim yataylık.  Diğeri de, böylesi  yüksek ve iddialı bir prestij yapısında fazla rastlanmayan balkonlar. Çıkan/çıkabilen var mı bilmiyorum ama binayı boylu boyunca kat eden dikey pencere dizilerini ustaca dengelediği kesin.  Soğuk bir iklimde, yapıyı olabildiğince kapatırken  batı güneşini alabilecek şekilde dikkatle  tasarlanmış bu açıklıklar da akıllı usturuplu tasarıma  başka bir örnek.  

Türkiye İş Bankası Genel Müdürlüğü Ankara
B ve C Bloklar | Kennedy Caddesinden Görünüş | Ekim 2012


Genel müdürlüğü olarak kullanıldığı yıllarda, A Bloğu Banka üst yönetimi için bürolar, konferans ve sergi  salonu ile şeref holü işgal ediyor.  C Blokta ise Bankanın Başkent Şubesi,  kafeterya,  bilgisayar merkezi var. Arkitekt’teki bina tanıtım yazısında bu özellik,  “otomasyon”  olarak ve büyük harflerle yazılarak vurgulanmış. Yetmişlerin ortalarında bilgisayar filan, acayip işler. “Otomasyon” için ayrılan muhtemelen çok büyük o alanlar aynı şimdilerde ne olarak kullanılıyor acaba? Chicago’daki 1971 tarihli IBM Binasında olduğu gibi o devrin bilgisayar sistemleri için gösterilen özel ihtimam (iklimlendirme vs) burada da  önemli bir rol oynamış gibi.  

Türkiye İş Bankası Genel Müdürlüğü Ankara 
B ve C Bloklar |  Ekim 2012
Gelişmiş yangın ve duman dedektörleri, içeriden cam yünü ile izole edilmiş brüt beton yüzeyleri ve HVAC sistemleri ile zamanında göre son derece modern bu yapının  bodrum katında telefon santrali, arşiv, başka bir sergi salonu, teknik servisler var. Zemin üzerindeki 26 katın son ikisi teknik servislere ayrılmış ve  yirmi üçüncü kat ise,  “özel resepsiyonlar için yemek imkanlı kokteyl salonu” şeklinde düzenlenmiş. Dört adet 18 kişilik yüksek hızlı asansör 24. Kattaki “Özel Davet Salonu”na  yirmi beş saniyede ulaşabiliyor.

Türkiye’deki en saygın ve güçlü banka/şirketlerinden  birinin bir zamanlar merkezi olan bu yapıya hiç girmedim. Fakat Bankanın şirket kültürünün, ritüellerinin ve  başrol oyuncularının mikro kozmosunu   oluşturduğuna eminim. Bütün o  “şeref holleri”,   “yemek imkanlı kokteyl salonları” ve özel davet salonlarında yetmişlerde, seksenlerde bulunmuş olmak için neler vermezdim. Keşke  binada çalışmış birisi çıksa da anlatsa o pas parlak cilalı  ve sessiz holleri, topuzlu memureleri, çay ocaklarındaki konuşmaları,  lambrili bürolarında sigaralarını kocaman mermer küllüklere bastırarak söndüren, 24. Katta uzun bardaklarla bir şeyler içip Ankara akşamını süzen  uzun favorili adamları…


Banka İstanbul'a taşındıktan  sonra  yapı Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu’na geçti. Şimdi onlar kullanıyor. Nasıl değişiklikler yaptılar, tüm o fiyakalı mekanlar nasıl değişti, “otomasyon” merkezi  ne oldu? Epey merak ettiğim şeyler.

Türkiye İş Bankası Genel Müdürlüğü Ankara 
B ve C Bloklar |  Ekim 2012
Meraklısına not : Türkiye İş Bankasının  şu anda kullandığı, Levent'teki bugünkü Genel Müdürlük binalarının projesi , yıllar süren değerlendirme süreci ve  kendilerine yaptırılmamış uygulama çizimleri sırasında yapılan çok çeşitli değişiklikler yüzünden  tanınmaz hale  gelmiş olsa da – özellikle ufak  kulelerin “kavuklu mezar taşlarına “benzeyen çatılarıyla – [6]   Doğan Tekeli – Sami Sisa’ya ait.   Onların hemen yanı başındaki eli yüzü düzgün Yapı Kredi Plaza (1989) ve  yolun karşısındaki Sabancı Center (1993) de Haluk Tümay’la birlikte Ayhan Böke’ye…

İki tane binanın ne çok söyleyeceği var değil mi?

BvP

Fotoğraf ve Taramalar BvP,  

(*) Otel kat planı ve brüt beton cepheye ait taramalar:  Doğan Tekeli-Sami Sisa Projeler-uygulamalar 1954-1974 Kitabından. Proje Bürosunun bu dönem çalışmalarını içeren - doğal olarak - derli toplu ve ipe sapa gelir, Türkçe ve İngilizce olarak iki dilli bu kitapla ilgili yayımcı tarih, fiyat bilgisi yok. Muhtemelen Büronun çalışmalarının sunmak için kendi imkanları ile bastırdığı bir çalışma.
…………..

[1] Kazmaoğlu Mine, Tanyeli Uğur. "1980’li Yılların Türk Mimarlık Dünyasına Bir Bakış". Mimarlık 86/2, Sayı 221 içinde (s:47),

[2] İ.T.Ü Mimarlık Fakültesi Dekanlarından Profesör Hande Suher de,  Ankara Oteli işi alınıp proje çalışmalarına başladığı sıralarda Saugey’in Bürosunda çalışıyor. Anılarda kendisinden istenen otel giriş bağlantılarına ait etütlerin 1957 sonunda Türkiye’ye dönüşünden sonra  uygulanmış olduğunu görüp ,çok memnun olduğun yazıyor. Gerçekten de, çok uzun yıllar boyunca oteller ilgili aklımda kalmış tek şey,  yolu otele bağlayan o çok güzel rampa ve giriş kanopisi idi.  Yıllar sonra tasarlayanın kim olduğunu şimdi hatırlayamadığım bir tesadüfle öğrendim. Hande Suher  İstanbul Elmadağ'daki Eski Sheraton Oteli’ni tasarlayan proje ekibinin de mimarlarından. Akademik kimliğinin yanı sıra uygulamada yönü de  olan bir mimar. Pek ortalıkta görmüyorum ama, basılmış anılarını okumakta yarar var. O dönem mimarlık hayatı ve  anıların sahibinin kalibresi hakkında aydınlatıcı, ilk elden bilgiler içeriyor.
Suher, Hande. “KAMU YARARI”nı Öncelikli Gören Bir Yaşam Öyküsü, İnsanlar Anıldıkça Yaşar. Yapı Endüstri Merkezi – TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi, Ocak 2010.

[3] Tekeli, Doğan. Mimarlık: Zor Sanat. Yapı Kredi Yayınları, Kasım 2012.

[4] Tamay Sütmen’in Ankara’daki Sabancı Kız Yurdu gibi…

[5] Başkent yöneticilerinin cadde ve sokaklara yabancı devlet adamı verme merakı ve sonuçlarından RabindranathTagore  Caddesi ve Limbo  yazısında bir parça bahsetmiştim.

[6] Tekeli, Age  (s:412) Tanımlama kendisine ait ve katılmamak mümkün değil.