Emsallerine faiktir

Aralık 02, 2012

Tunalı Hilmi



Büyük Şefler, Camiler, "Rezidans"lar.
Dolu Dolu On Yıl 
Ankara’ya her gidişte  gaza gelip, kentin müthiş yapı stoğu ile ilgili bir şeyler yazmaya kalkıyorum ama, sonu araya giren bin bir türlü başka şey ve –hadi, açığını söyleyeyim- tembellik yüzünden hüsran oluyor. “Müthiş yapı stoğu” ile  kastım,  hangi saiklerle tercih edildiği ve  yapılaşma kararlarının  ne türlü şekillendiği benim için tümüyle anlaşılmaz alanları kaplayan, Orta Anadolu insanının yanıp tutuştuğu türlü özlemin  yâresine melhem çok katlı konut yığınları değil tabii. Bu yığınlar için  esas anahtar türlü geometrik formların yapının orasına burasına – tercihan tepesine – akla ilk nasıl gelirse öyle yerleştirilmesi sanırım. Cephe için de bu yaklaşımın iki boyutlu olanı fazlasıyla yeterli. Son on yılın fazlasıyla zenginleşen/zenginleştirilen başkentinde farklı olma dürtüsü genellikle  postmodern mimarlığın zaten tüketilmiş klişelerinin iç bayıcı bir sığlıkta ve sıklıkta tekrarı ile   ete kemiğe bürünüyor. 
Herkesin kazandığı veya kazanmayı hayal ettiği paraya göre bir şeyler var burada. Yapımı alengirli, dolayısıyla pahalı betonarme tuhaflıklardan, çocuk kakası rengi plastik yüzeylerle kaplı,  bir zamanların btb ile halı deseni sıvalı alçak yol kenarı apartmanlarına  kadar. Yapıları üreten ve tüketenler arasındaki bu zevksizlik ittifakı gerçekten göz alıcı. İş eksen değiştirip, daha iddialı, daha ciddi bürolar tarafından tasarlanmış  ve  kentin her yerinde ossuruk ağacının süratini yine aynı ağacın sefaleti ile birleştiren,  bok sineği gözü tonlarında yeşilden maviye çalan camlarıyla  “plaza”lara gelince şaka olmaktan çıkıp, düpedüz korkutucu  bir hal alıyor.  Ama esas ürkütücü olan; bu yapıların bir kısmının yeryüzünün en acayip, işlevleri en anlaşılmaz hükümet ajansları tarafından işgal ediliyor oluşu.  

Pis hastalıktır haaaa. 
Yıllarca “Şap Enstitüsü”, “Toprak Reformu Genel Müdürlüğü”, “Gübre Sanayii T.A.Ş.”, hıyar adlı bitkinin  standardı ile uğraşan “Türk Standartları Enstitüsü”  gibi devlet kurumlarına güldüm durdum (Toprak Reformu Genel Müdürlüğü  hala güldürüyor). 70’lerden kalma büro mobilyası donatılı, bol paça pantolon, geniş  yakalı gömlek, ceket giyip  kocaman şal desenli kravat takan,  uzun favorili, tozlu ayakkabıları ile  bir grup insanın sürekli sigara içerek, sigaralarını kocaman cam küllüklere söndürerek çalıştığı kurum fikri ne  güzel değil mi?  Zamansal bir kabızlık içinde debeleniyorlar... Takvimler hep bin dokuz yüz yetmiş beş. Yıl bitiyor, 31 Aralık 1975. Yeni yıl geliyor takvimin ilk yaprağını bi koparıyorlar,  “cart”… 1 Ocak 1975! 


Enver Tokay, Teoman Doruk,Behruz Çinici
DSİ Genel Müdürlüğü, Ankara | 1959-1967
Zemin katına  bir hazır giyim mağazası konuşlu,  ana girişine otopark bariyeri monte, hepten cam cepheli  “Yurtdışındaki Akrabalar ve  Eş Dost  Başkanlığı” binası ile  bi parça aşağıdaki Avrupa Birliği Birşeyi Başkanlığı"nı görünce, 60’lardan kalma btb kaplı cepheleri, zarif cephe bölümlemeleri, harikulade girişleri ile  Elektrik İşleri Etüt İdaresi,  Toprak Reformu Genel Müdürlüğü gibi kurumlar, Doğu Kıyısı Üniversite Kampüslerini andırır peyzaj içerisindeki 50'li, 60'lı yılların diğer devlet yapıları başarılarının devamını son Türk devleti durdukça  durasıya var olmalarını arzuladığım kadim dostlara dönüştüler. Sanırım son yıllarda kamu kurumlarının sakil ve zevksiz yapı ihtiyacı teşebbüs-i şahsi tarafından karşılanıyor. Çeşitli renk ve tonlarda cam rengine haiz  bir plaza arzı var devamlı. Ama arzın da talebi oluyor  demek ki... 

Altı  Kaval Üstü Daire Başkanlıkları, Konya Yolu, Ankara 

Hemen moral bozmaya gerek yok. Ankara’da bunların dışında miktarda özel kesime ait hatırı sayılır miktarda ilginç yapı da var. Mesela, Tunalı Hilmi civarında, Tunus caddesinden  aşağıya, Kızılay’a doğru inerken, insanın dikkatini çeken (“insan” kelimesi  burada akil, çevresine duyarlı, dikkatle bakan memeli manasında alın) bir grup yapıdan söz etmeli.

Emin Onat | Hayat Yapı Kooperatifi | 1956
Ama, aşağıya inmeden, kuğulu parktan bir parça yukarıda Emin Onat’ın [1] son yapılarından 1956 tarihli Hayat Yapı Kooperatifi’ni ıskalamayalım.

Ankara Lisesi mezunları ve dönemin ileri gelen bürokratları için 1956’da yaptığı projeye 1958’de başlanmakla birlikte mali olanakların kısıtlılığı nedeniyle 1967’de anca bitirilebiliyor (O zaman Ankara gerçekten bir memur kentiymiş). Orijinali dokuz katlı olan ve  “kendine yeten bir konut birimi” olarak yapı programında yer alan toplantı/sinema salonu, teras katındaki kulüp, çatı bahçeleri, pastane gibi ortak kullanım birimleri yine parasızlıktan programdan çıkarılması gerekiyor. Bu haliyle sıradan bir kent apartmanına dönüşmüş olsa da yine de dikkat çekiyor ve çok bakımlı. Modern yaşamın konut kavramına eklemlediği farklı ihtiyaçları, karmaşık fonksiyonları bir arada sunmayı amaçlayan  bu tür hırslı  konut grupları  İsviçre doğumlu Fransız mimar  Le Corbusier’in savunuculuğunu yaptığı bir fikir.  En önemli örneği ise 1947-1952 arasında Marsilya’da  inşa edilmiş   Cité radieuse. Yapı büyük beğeni topluyor ve dönemin konut tasarımlarını büyük ölçüde etkiliyor [2]  Uygulanmamış olsa da konut grubunun fonksiyon zenginliği, zemin katı topraktan koparan kolonlar (piloti) üzerindeki yatay kütle, önemli bir görsel işaret olarak balkonlara yapılan vurgu türü öğeleri ile Hayat Yapı Kooperatifinde de aynı etkiyi görmek olası. 


Haluk Baysal-Melih Birsel | Hukukçular Sitesi | 1960
Bir dönem üretilmiş ve ciddi, özenli  tasarım süreçleri sonunda şekillenmiş oldukları her hallerinden belli bu yapılardan Haluk Baysal-Melih Birsel tasarımı, 1960 tarihli İstanbul, Mecidiyeköy'deki Hukukçular Sitesini atlamayalım. Faklı nitelik ve nicelikteki dublex, yarı dublex ve normal daireleri  tek blokta toplayan ve bunları cepheye yansıtan plan oyunları,  sağır cephelerindeki usta işi açıklıkları ile, atlanabilir bir şey değil zaten. Yanı başındaki çirkin alışveriş merkezi yüzünden bir parça cüceleşmiş, bakımsız ve şiir gibi cephelerinin bir kısmı cep telefonu sapıklığına kurban gitmişse de, halen dikkat çekici. 


Nejat Ersin | Meydanlar Yapı Kooperatifi | 1957 
Ankara’da, aynı tarz ile baş edebilecek tek bina, yukarıda Cinnah Caddesi 19 numaradaki 1957 tarihli Meydanlar Yapı Kooperatifi. Mimarı Bay Nejat Ersin.  Maalesef şimdilerde bakımsız ve yorgun, çevresindeki yeşil örtü yüzünden anlaşılabilir fotoğrafları bile çekilemiyor.  Ama güzelliğinden ve çarpıcılığından eksilen hiçbir şey yok.  Nejat Ersin Ankara’lı bir mimar ve S.H. Eldem bu kentteki diplomatik yapılarının uygulamalarını onunla yapmış. Söğütözü’ndeki Renault-Mais servis istasyonu da onun 1973 tarihli bir yapısı. Maalesef başka projelerini bilmiyorum [3].

Devam edeceğim.
BvP

Edited By Miki 

Fotoğraflar BvP, 2010-2012

[1] Anıt Kabir’in mimarı olarak ünlenen ve erken bir yaşta hayatını kaybeden bu çok parlak mimari kişiliğin tasarımları hep söz konusu yapının gölgesinde kalmış gibi. Oysa, Ankara’da da dikkat çekici yapıları var. İ.Ü. Fen ve Edebiyat Fakülteleri 1944 (Sedad Hakkı Eldem ile) Yarışma ile  projelendirilen  İstanbul Adalet Sarayı 1951-1955 (Sedad Hakkı Eldem ile) Anıtkabir dışında en bilinen yapıları.

[2] Fakat daha eskisi ve acayibi var. Moskova’daki Narkomfin Binası! 1932’de tamamlanan ve  “kolektif yaşam” ütopyasını kulaklara üfleyen yapı bugün Unesco’nun “tehlikedeki binalar” listesinde.

[3] Mimarlar Odası Ankara şubesi “Bina Kimlikleri” Söyleşileri” kapsamında, Aralık 2010’da bu yapıyı konu almış. Oda’nın sitesinden bu söyleşinin basılıp yayınlandığını öğreniyoruz. Belki özel olarak yapıyı konu alan bir yazmalı.




7 yorum:

write to me often dedi ki...

Eski bir Ankara'lı olarak sizin mutlaka görmenizi düşündüğüm bir yer var: Batıkent. Ama 20 sene öncesinin kötü kooperatifleri ya da bugünün içinde uzay mekiği dolanan yerlerinden bahsetmiyorum.

Batıkent'in her biri soyut ve modern (!) mimarinin boyutlarını zorlayan ve dahi sorgulatan çarşılarını görmelisiniz. Kimileri çok kullanılan, kimileri ise mimari ve çevresel şartlar nedeniyle harap halde olan bu çarşılar başlı başına bir gezi ve yazı konusu.

Arz ederim.

:)

Korhan dedi ki...

Hayat Apartmanı benim çocukluğumun prestijli binalarındandır. Kiralar ve daire fiyatları da çok yüksekti diye hatırlıyorum.E Tunalı çocuğu (bu da o.pu çocuğu der gibi oldu ama) olduğum için de hayatım oralarda geçti tabi :)

Baronvonplastik dedi ki...

Sayın Tunalı Çocuğu. Hayat apartmanı sanki elan prestijli bir yapı. Baksana; pırıl pırıl, ne güzel. Aslında başlık "Tunalı Hilmi" olmasına rağmen, pek bir şey yazamadım ama, eğer tembellik etmeyip yazının geri kalanını bitirebilirsem o civardaki başka şık yapılardan da bahsedeceğim. "Oooo, aaaaa, çocukluğum oralarda geçti" şeklinde değil de, daha ciddi katkılarını isterim üstad.

Baronvonplastik dedi ki...

Sık Sık Yaz Hanımefendi; Öneri çok cazip, sık sık Ostim civarında seken biri olarak , bir sonraki Ankara misyonunun arazi çalışmaları ajandasına aldım. Gelişmeleri bildireceğim efendim.

Korhan dedi ki...

Katarım da sen mimarlık üzerine yazıyorsun ben ne anlarım ondan:)

Baronvonplastik dedi ki...

Sanki ben anlıyorum da mı, yazıyorum?

Korhan dedi ki...

Yuh! Bu anlamayan halinse.