Emsallerine faiktir

Ekim 17, 2014

Torbalı -Metropolis I



Prohedria'dan Site Girişine
Dolu Dolu İkibin Yıl
Torbalı | Ağustos 2014 |
Yazın belli bir döneminde; Eda Taşpınar’ın “objektiflere ilk pozu”nu az geçe ile kışın popüler yerli dizilerinin her gün öğle vakti gösterilmeye başlaması ortalarındaki bir zaman diliminde benim de içimi arkeoloji, eski başvekilin o çok yerinde tespiti ile “çanak çömlek” görme hevesi kaplar. Mevzuubahis  istek gelince genel olarak riske girmeyip,  Menderes deltasının ucuna doğru,  Mykale Dağı eteklerindeki güzel Priene’de dolaşır;  o da kesmez, canım daha bir hovardalık isterse, aşağıdaki Milet’e sekerim. İkisi de gezmekle, aval aval bakmakla tükenecek gibi değildir. Özellikle Priene muhtarlığı olsa kaydını yaptırıp, ikametgah ilmühaberi aldırma isteği uyandıracak kadar güzel görünür insan evladına. Bu yıl nedense yeni heyecanlar yaşama isteği oluştu. İki güzel dostu satıp, İzmir – Aydın otoyolunda önünden her  geçişte ancak çok kısa bir an göz hapsine alabildiğim,  sonra hızla akıp giden  Metropolis’i göreceğim.
Yaşamının uzunca bir bölümünü metodik öğrenme ameliyesi ile geçirmiş, bu yüzden kimi yararsız kimi yararlı reflekse sahip çoğu insan gibi ben de “görüş” öncesi donanımlı olmak adına bir şeyler öğrenme ihtiyacı hissettim.  Özgün ve derinlikli bilginin internetten sağlanamayacağını artık net olarak öğrenmiş olduğumdan, gidip kenti ve çevresini anlatan bir kitap aldım. Çok  güzel ve kapsamlı bir kılavuz bu. Belki de fazla iyi. Öyle ilginç, öyle iç gıcıklayıcı şeyler anlatıyor ki, bir gece önce okurken “Japon turist otobüsleri, güneye giderken uğrayan tatilcilerin arabaları alanı kaplamadan park yeri bulur muyum?” korkusu yüreğimi kemiriyor.
Otoyoldan Torbalı’ya girmek üzere ayrılıyorum. Niyetim bundan sonra eski yolu takip ederek Ortaklar üzerinden gitmek.  Bir anda her şey yavaşlarken motorun gürültüsü de giderek azalıyor. Hava dehşetli sıcak,  kente bağlanan uzunca yol çok sakin. Neredeyse dışarıdaki canhıraş ağustos böceği uğultusunu duyacağım. Nasıl olsa her tarafta Metropolis tabelaları vardır diye fazla umursamadan etrafa bakıyorum. Kente girişte bir tane var gerçekten, sağa, kentin içine yönlendiriyor beni. Göbeğin ortasındaki griffon’u da görünce kentte yaşayanların bu değerli kültürel mirası nasıl da içselleştirmiş olduklarını görüp seviniyorum. Dümdüz ovanın ortasında yüksek apartman dizileri, dar caddeler,  apartmanların hemen yanı başından geçen anlamsız üst geçitleri ve hemen her yerdeki trafik tıkanıklığı ile muazzam bir  “yöre” burası.  Lord Kinross’un henüz “şehir”demeye dili varmadığı için  yirmilerin Ankara’sına yöre demesi gibi, buraya da  şu “yer/yöre” kelimeleri daha uygun [1].  Yürünecek trotuar, park edecek cep olmadığından Torbalı ahalisi genel olarak sokakta, otomobillerle birlikte yürüyor. Sanki “teşekkülat-tabiiye”si yahut büyük hassasiyetle korunması gereken “abidat-i mimariye” yüzünden kent bu halde gelişmiş/geliştirilmiş gibi. Aslında; tarihi doku filan, bu türden “durum”lar pek yerel yönetimlerin, merkezin gözünü korkutacak şeyler değil. Daha çok içten yanmalı motorla mücehhez, “otomobil” adı verilen  cihazla çok geç (doksanların ortaları belki, ama kesinlikle 80’ler değil) tanışıp, boyutlarını, işlevini bir türlü kavrayamamış olmaktan kaynaklı durum sanırım.
Zor Anlarımda Hep Yanımdaydı | Torbalı Ağustos 2014
Kentin içinde bir süre anlamsızca - ama umudumu yitirmeden -  dolaşıyorum. Bu sıkıntılı yolculukta belediye reisi de hep bana eşlik ediyor. Kah yaşlı bir teyzenin elini öperken, kah çocuk severken, kah hülyalı bir şekilde sonsuzluğa bakarken, çoğunlukla da hepsi bir arada karşılaşıyorum kendisiyle. Bu icraatçı başkanın eserlerinden ve kendisinden gözünü alınca da, bazı site girişlerinde ve bir çay bahçesinin kapısında da o griffonlardan olduğunu fark ediyorum. Artık gözüne şu işeyen çocuk heykelleri gibi, boku çıkmış görünmeye başlıyorlar. Yine de fazla  sızlanmaya gerek yok. Nasıl olsa imgenin aslı Metropolis tiyatro cavea’ sının  o “en hatırlı müşteri koltuğu” yani prohedria’nın ayaklarını süslüyor ve hep birlikte İzmir Arkeoloji Müzesinde emniyetteler çok şükür.
Sentetik Uyuşturucular ve Postmodernizm
Torbalı | Ağustos 2014
Muhteşem Trafik sıkışıklığından yararlanıp gözüme kestirdiğim birine “Metropolis’e nasıl gidebilirim?” diye soruyorum, “Metropolis?... Otel di mi ağbi ora?” aklıma hemen  Reha Oğuz Türkkan’ın  meşhur “Kabiliyeti vasattan düşük olanların mahsulunu azaltmak”  tedbiri gelmiş olsa da, cevaben uygun bir karşılık verip, bahtımı başka birinde deniyorum.  Bu defa şansım dönüyor ve zat  “harabeler”i kast ettiğimi anlıyor şipşak. Nazikçe tarif ediyor, “şuradan dönün, oraya girmeyin, ilk bilmemnerden dümdüz…” diye. Adamcağızın niyeti iyi, eh ben de fazla aptal olmadığıma inanırım hep, amma “yer” de bir yamuk var ki, tarife uymak suretiyle eski bir çam koruluğunun içine “yapılmış” şıkır şıkır belediye binasını geçip yol boyunca devam ediyorum ve işte yine demiryoluna paralel caddelerden birindeyim! Olmam beklenen yer burası değil tabii.  Az ötede Eski İzmir - Aydın karayolu uzanıyor.  Basıp gitme, Torbalı’yı da Metropolis’i de zihnimin derinliklerine gömme isteğini zorlukla yenmeye çalışıyorum. Bu arada sağda düzgün ve temiz bir bahçe içerisinde Cumhuriyetin ilk yıllarında yapılmışa benzeyen bakımlı bir yapı dikkatimi çekiyor.  “Ulan avanak  BvP, zaten göt kadar yerde kayboldun bari bak bakalım, neymiş bura”  diye söylenerek iniyorum arabadan.
Kazımpaşa İlköğretim Okulu | Torbalı Ağustos 2014

Caddeye açılan bahçenin kapısında asma kilit ve zincir var doğal olarak. Yapının ana girişinde mermer üzerine  “İzmir Valisi Kazım Paşa Hazretlerinin Asarındandır 1931” yazılı. İzmir içinde ve civarında epey örneği olan tipte bir okul bu.  Üstteki iç içe “TC” kısaltması ve iki yandaki ay yıldızları ile iyi korunmuş bu orijinal  tabela hoşuma gidiyor. Şaşırtıcı bir şekilde sökülüp, yerine  takıldığı ilk kış sonunda silikleşerek okunmaz hale gelecek pirinç kaplama bir tabela konmamış. Hayat bazen ne tuhaf.  Bahçenin caddeye bakan giriş kapısındaki  -yine mermer- plakette ise  “Torbalı Kazım Paşa İlköğretim Okulu 1926” yazılı. Okul o  tarihte kurulmuş, 1931’de de buraya  taşınmış olmalı.
Bayındır Kazımpaşa İlkokulu | 1930 lar
Cumhuriyetin ilk yıllarında Okul binaları Bayındırlık Bakanlığı’na bağlı  Okul Proje bürosu ve Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı İnşaat Dairesi tarafından nüfus yoğunluklarına göre farklı büyüklüklerde ve iklim koşullarındaki farklar gözetilerek  tip projeler hazırlanıyor.  Bu da onların çok bakımlı ve iyi korunmuşlarından (Böylesi “bakımlı ve  iyi korunmuş” oluşunu yakın zaman önceki “restorasyon” teşebbüsü sırasında  geçirdiği ağır yangın yüzünden yeniden yapılışına - artık restorasyon filan da  kesmemiş anlaşılan-  borçlu olduğunu daha sonra öğrenecektim. Tarlayı  zararlı ottan kurtaracağım diye   orman kül etmek, istenmeyen tüyden kurtaracağım diye  bilmemnere yakmak, izolasyon edeceğim diye çatı tutuşturmak   bu güzel ülkenin,  eski deyişle vak'a-i adiyesi.
Yapı pencere alt ve üstlerinde yataylığı vurgulayan kalın  bant söveleri ve genel duruşu ile döneme hakim “modern” kamu mimarisinin taşradaki yansıması gibi görünüyor. Kiremit kaplı hafif saçaklı kırma çatı cephenin “Modern” elemanları ile pek uyuşmasa da, taşrada teras çatı uygulamanın, hele su geçirmezliğini sağlamanın günün şartlarında zorluğu ve/veya iklimsel nedenlerle yapılmış olabilir.  Zaten o dönemde yapılan “kübik mimari” esintili çoğu binaya sonradan benzer türden çatılar ekli.
Valiliği döneminde İzmir’de olduğu kadar etkisi ve gücü kentin hinterlandında hissedilen (General) Kazım Dirik günümüz bilim erbabının sevdiği  tanım ile “kurucu seçkinler”den. Atatürk’le birlikte, Bandırma vapuruyla yapılan Samsun yolculuğunda bulunmuş,  Kurtuluş Savaşının  çekirdek kadrosu içinde yer alan önemli bir asker-bürokrat. İzmir Valiliğinden sonra 1935’de yine çok önemli bir görev olan Trakya Umumi Müfettişliği’ne atanıp [2], 1941’de ölümüne kadar bu görevde kalıyor.  (tanık oldukları ve görev  raporları ile hayatının bu dönemi de epey ilginç, ama başka bir şey anlatıyoruz burada).
Sadece Torbalı’da değil, aynı yıllarda yine İzmir çevresindeki Bayındır (1931), Ödemiş/Birgi (1933), Tire’de (1936), Kemalpaşa/Ören (1933)  ve İzmir’in içinde yapımlarına başlanış tarihleri ile cephe-plan benzerlikleri ile belli bir program dahilinde yaptırıldıkları anlaşılan epey okul var. Yapımlarına katkıları, valiliği döneminde yapılmış (en azından başlanmış) olmaları ve çoğunun kendi adını taşıması nedeniyle bu okullara “Kazım Dirik Tipi Okul” [3] deniyor.  Yıllar içinde değişen eğitim gereksinimlerini karşılayabilmek, eskimeye dayalı malzeme ve strüktürel sorunları çözebilmek için hiç durmadan ekler yapılıp, orası burası kurcalanıp,  cephe özellikleri bozulup tanınmaz hale gelmiş olsalar da çoğu halen ayakta.  Batı Anadolu kasabalarında geçerken dilmesi, yanına seyirtip bakılması  gereken yapılar.  
Unutmadan; İzmir’deki  “Milli Kütüphane”, İzmir Fuarı,  erken dönem cumhuriyet mimarlığının kentteki ilginç – ve korunmuş – örneklerinden biri, Gazi İlkokulu da onun “asarından”.  1923-1924 döneminde il genelinde 190 ilkokulda 330 öğretmen tarafında eğitilen 15.148 öğrenci bulunurken, 1934’de 466 okulda 900 öğretmenle 40.000’e yakın öğrenci ders görüyor. Özellikle 1933’deki Cumhuriyet’in Onuncu yıl kutlamaları için 250 okul açılıyor[4] (Gazi İlkokulu’da bu dönemde açılanlardan). Ezcümle, nur içinde yatası, ruhu şad edilesi bir muhterem kişioğlu şu Vali Kazım Dirik Paşa…
Yeniköy  | Torbalı | Ağustos 2014
Büyük ihtimalle  Kazım Paşa’nın ruhu ve başka bir nazik beyefendinin yardımı ile mucizevi şekilde Kentin içinden beni Metropolis’e götürecek yol karşıma çıkıyor. Üstünden gürültüyle  İzmir-Aydın otoyolu akan alt geçidin kenarına çöreklenmiş modifiye doğanı ve içindeki delikanlıyı yavaşça geçip sola,Yeniköy - Ahmetli köyü oklarının gösterdiği yere dönüyorum. "Harabeler" Yeniköy'de.. Umumi karakter yapım günün bu saatinde o arabanın içindeki gencin neden öyle boş gözlerle etrafa bakındığını sorgulamaya, uzunca süre bu konu üzerinde düşünmeye yatkınsa da bugün yapacak daha önemli işlerim, acelem var. İşbu acele yüzünden ortalıkta dolanırken rastlayıp, bir nev’i konut olduğunu, daha doğrusu, yarısının metruk, diğer yarısının da çocuk yuvası olarak kullanılan ikiz villa(lar) olduğunu dehşetle farkettiğim o şey karşısında da  yeteri kadar vakit geçiremedim. Seksenlerin ortalığı kasıp kavuran kolaj postmodernizmi  ve ağır uyuşturucu etkisinde yapılmıştı ve çok acayipti.
Görünen Metropolis Kılavuz İster |
 Torbalı | Ağustos 2014
Otoyol ve sağımdaki dağ dizisi arasındaki  kısa yolculuğun sonunda geride kalan “kent”le kıyaslanamayacak kadar bakımlı, temiz ve sakin köyün içine giriyorum. Bundan sonrası kolay, kalıntılar yukarıda görünüyor zaten. Ama Torbalıya girişimden bu yana rastladığım  ilk kahverengi-turuncu “Metropolis” oku burada! “Metropolis 200 m.” yazıyor (hayır, tabela üzerindeki “salak” yazısı bana ait değil). Bunu kentteki yolculuğum sırasında ilan panolarında sık sık karşılaştığım ve artık aramızda belli bir samimiyet oluştuğu kesin belediye reisinin  son bir şakası  olduğunu hemen anlayarak yola devam ediyorum.

Bu blogda hep Batı Anadolu’nun antik  kentleri ve özellikle tapınakları hakkında bir şeyler yazmak istesem de; anlatılacak olanın karmaşıklığı, boyutları ve detaylara dalıp, okuyacak olan biçareyi kusturma korkusu yüzünden birkaç yıl önceki Aphrodisias ve Aizanoi yazıları dışında becerip pek bir şey yazamadım. Bakalım bu defaki bir şeye benzeyecek mi?

Devam etmeyi istiyorum.
BvP,

Fotoğraflar: Bayındır Kazımpaşa İlkokulu İnternet, diğerleri BvP
………….
[1] Kinross’a ait olduğu Funda Şenol Cantek tarafından aktarılan bu saptama Ankara’nın başkent kimliği oluşturma sürecini enine boyuna ve çok güzel anlattığı güzel “Yabanlar” ve Yerliler, Başkent Olma Sürecinde Ankara Kitabında geçiyor. Cantek  kitaptaki  “yöre” kelimesini “yer” ile değiştirmiş galiba. Bendeki nüshada bu kelime “yöre” olarak geçiyor (Kinross 1970:332). Belki de orjinalinde iki anlama da gelecek bir kelime kullanmıştı. İngilizce baskısını hiç görmedim. Ne olursa olsun, yitik bir kitaptaki zekice, ince saptamayı ortaya çıkarıp anlamlandırması ne denli titiz ve geniş bir araştırma yapılmış olduğunun kanıtı bence.
[2] Umumi Müfettişlikler üzerine iyi bir kitap :  Koçak, Cemil. “Umumi Müfettişlikler (1927-1952)” . İletişim Yayınları. İstanbul 2003.  
Kazım Dirik tarihe “1934 Trakya Olayları” olarak geçen gelişmelerin hemen ertesinde bölgeye,  Mahmut Tali Öngören’in yerine gönderiliyor. Bölgeye ilişkin gözlemlerini yansıttığı resmi raporlar  hükümetin hakim resmi  bakış açısından fazla bir ayrılık taşımamakla birlikte yine de ilginç
Türkiye’de aşırı milliyetçi söylemin güçlenmesi sonucu gelişen bu anti semitik hareket ve sonuçları tarih kitaplarında halen  yer almıyor. Çok merak edilirse, olaylar, sonuçları ve olan bitene hükümetin tavrı ile ilgili olarak Toplumsal Tarih dergisi Ekim 1996,  Tarih ve Toplum dergisi Şubat 1996 tarihli sayılarına bakılabilir.
[3] İzmir Kent Ansiklopedisi Mimarlık, İkinci Cilt.  2013; 211.
[4] Kazım Dirik üzerine yazılmış; ilginç fotoğraflar, belgeler de içeren, torunu tarafından yazılmış, kapsamlı, güzel bir kitap : Dirik, K. Doğan. “Atatürk’ün İzinde VALİ PAŞA Kazım Dirik”. Gürer Yayınları, İstanbul 2008.

3 yorum:

Giybetci Kodu dedi ki...

yazsana hocam yazsana hocam yazsana hocam yazsana hocam yazsana hocam yazsana hocam yazsana hocam yazsana hocam yazsana hocam yazsana hocam yazsana hocam yazsana hocam yazsana hocam yazsana hocam yazsana hocam yazsana hocam yazsana hocam yazsana hocam yazsana hocam yazsana hocam yazsana hocam yazsana hocam yazsana hocam yazsana hocam yazsana hocam yazsana hocamyazsana hocam yazsana hocam yazsana hocam yazsana hocam yazsana hocam yazsana hocam yazsana hocam yazsana hocam yazsana hocam yazsana hocam yazsana hocam yazsana hocam yazsana hocam yazsana hocam yazsana hocam yazsana hocam yazsana hocam yazsana hocam

Adsız dedi ki...

Bayım,

Geçen sürede (takribi dört ay) rss feed sistemimi değiştirmemden dolayı yeni yazılardan haberdar olmadığımı düşünüyordum. Yanılmışım!

[galiz ancak samimi küfürlerden sonra] eğer şahsi hayatınızda olumsuz durumlar varsa bile lütfen ses ediniz. Veyahut deyiniz ki "bir süre sonra yazacağım ancak". Ama lütfen bu sessizliğe bir son veriniz.

Baron von Plastik dedi ki...

Merhaba, gerçekten özür dilerim. Yazdıklarım gündelik hayata dair ya da güncel ıvır zıvır olmadığı için, bu şekilde takip edildiğini düşünmemiştim.

Kış depresyonu, evde beslediğimiz küçük homosapiens ve şuraya yazılanlar için gereken okuma, araştırma ameliyesi (tüm bunları uydurduğumu düşünmüyorsunuz değil mi?)yazamadım. Fakat, yakın zamanda daha aktif olacağım.