Emsallerine faiktir

Eylül 13, 2014

Regulus

Regulus USS Growler'in Üzerinde |
Intepid Müzesi, New York | 2000
Bu fotoğrafı Miki benim için 2000’de çekmiş. New York Limanında  emekli uçak gemisi Intrepid ve üzerinde bir sürü ölümcül alet edevatla birlikte oluşturulan müzenin bir parçası, denizaltı USS Growler’ üzerindeki  Regulus  seyir füzesi [1] .  Mezkur denizaltıyı limanın sığ ve çamurlu sularında sergileyebilmek için makus talihini yenmek çok kolay olmamış.  Amerikan Deniz Kuvvetlerinin hedef envanterinden kurtarmak için devlet kademelerinde  “ahbap-çavuş” ilişkilerinden epey yararlanmak, bolca nüfuz kullanmak,  o dönem Amerika Birleşik Devletleri ile Sovyetler Birliği arasında süren stratejik silahların kısıtlanması görüşmelerinde cihaza ayrı bir statü sağlaması için epey yırtınmak  ve restorasyonu için çok miktarda dolar dökmek gerekmiş. Bugün elde  tutulan plastik bir kaptan çubuk vasıtasıyla buzlu sıvılar içerek kıçta şort, ayakta terlikle  aval aval bakılabilme imkanı mümkün  silah sistemi İkinci Dünya Savaşı sonrası ortalığı kasıp kavuran o Soğuk Savaş karnavalının en ilginç sihirbazlıklarından biri; Denizaltıdan atılan bir güdümlü füze...

Aslında su altında hareket ve saklanabilme yeteneğine sahip hareketli bir platformdan  ne olup bittiğinden/biteceğinden haberi olmayan insanların kafasına ölümcül nesneler atma fikri çok yeni bir hainlik değil. Benzer çoğu şeyde olduğu gibi bunun da Almanlar tarafından “yapılmışı var”. Fikir oldukça ilkel bir şekilde,  taaa 1942’de  Alman Denizaltısı U-551 üzerinde tahta bir kasa içinden ateşlenen 6 adet güdümsüz füze ile  ilk defa fiiliyata geçmiş. Yüzeyden yapılan atışlar, sonunda 12 metre derinlikten başarı ile atılan füze ile taçlanıyor. Denemeleri tezgahlayan “Alim” Peenemünde’de ufak roketlerin [2] kontrol sistemleri ile uğraşan Dr. Ernst Steinhoff [3] Kardeşi de tesadüfen,  denemelerin yapıldığı denizaltının komutanı kaptan Friedrich Steinhoff [3a] . Fakat ne yazık ki - belki de şükürler olsun ki – bu akıl o aralar işleri başından aşkın Alman Denizaltıcılar Padişahı Dönitz ve kurmaylarının ilgisini çekmemiş. Bununla birlikte şu lanet İkinci Dünya Savaşı hengamesi bitip, Japon ulusunun kafasına iki kere de  atom bombası atıldıktan sonra  fikrin parlaklığı kafalara dank ediyor. Ben de merak ederim hep,  neden  diğer cephede; Avrupa’da kullanılmamış diye… İngilizler gece,  Amerikalılar gündüz vakti Alman kentlerini harıl harıl bombalar, Haziran 1944’deki müttefik çıkarmasından öncesi ve sonrası haftalarca Fransa’daki tüm endüstriyel altyapıyı, demiryolu ağını, hareket eden, duran binlerce lokomotifi  tarumar etmek için on binlerce müttefik havacısı ölür de, “ulan şurdan bi tane de Berlin’e sallasak, var ya” demek kimsenin aklına gelmez. Annem boşuna demezdi, “İt iti yer, kemiğini atmaz” diye.

Savaş bitip Amerikalıların eline bol miktarda Alman teknolojisi, fikri, teknisyeni, alimi, malzemesi boku püsürü geçince güdümlü ve balistik roketlerle oynama işi de gündeme gelir. Kara Kuvvetleri öncülüğü yapmaktaysa da, donanma  “bizim başımız kel mi?” demek suretiyle işe bulaşmaktan geri durmaz. İlk defa Şubat 1947’de Almanların V-1’inden düpedüz arak  “Loon” [4]  füzesi, bu iş için uygun hale getirilmiş bir ikinci Dünya Savaşı denizaltısından, USS “Cusk”tan başarıyla atılır.  Menzili yaklaşık 50 deniz milidir (1 deniz mili = 1.852 metre, yani yaklaşık 90 kilometre) Hatta,  röle istasyonu olarak kullanılacak ikinci bir denizaltı  ile kontrol edilebilir menzili 135 mile çıkarmak mümkündür de, istenilen yeri vurmak… Bak  işte o  pek mümkün değildir. Dört buçuk kilometre çaplı bir dairenin herhangi bir yerine düşebilir bizim “güdümlü” füze.  Tabii atıştan önce ayarlanmış bir uçuş yolu kullanan ve  havadayken kontrol edilemeyen V-1’lere kıyasla uçuş sırasında yapılabilecek her türlü kontrol ve yönlendirmenin yabana atılır bir gelişme olmadığını da söyleyeyim.



USS Carbonero ve Arka Güvertesinde Ateşe Hazır Loon 
İşin içine bir de  nükleer başlık filan sokmak – şöyle ele gelir, iş görür bir atom bombası o yıllarda  yaklaşık 5 ton çeker!-  şimdilik  pek kimsenin derdi olmayıp, daha çok fırın ekmek yenmesi gerektiği bilinmektedir. Bununla birlikte, aynı yıl Kara Kuvvetleri Loon’a kıyasla epey gelişkin bir sistem sunan “Matador” güdümlü füzesini Martin Şirketine sipariş ederek denizcileri ters köşeye yatırır! Zaten donanma geri bir takım teknolojilerle suyun içinde “dekmancılık” oynarken, ordu çöllerde kurduğu mahrem tesislerde “vatanın en çok seven işini en iyi yapandır” diyen yeni Amerikalı eski nazi bir sürü çok hevesli  roket alimiyle cart, curt V-2 filan uçurmaktadır. Üstelik,  dönemin jet uçaklarında kullanılan, güvenilir General Electric J33 motoru ve başarı vaat eden kontrol sistemleri ile Martin şirketinin  Matador’u hiç osuruktan değildir. Matador ve ondan geliştirilen “Mace” yüzeyden yüzeye ilk başarılı güdümlü füzeler olarak Kara Ordusunun envanterinde Regulus tedavülden kalktıktan çook sonraya,  1969’a kadar kalırlar.
Donanma da boş durmaz,  Grumman  Şirketi ile 1946’dan beri  üzerinde  çalıştığı,  benzer ama daha hırslı bir proje olan “Rigel”in yanında  hemen hemen aynı boyutlarda, aynı performansta, aynı motoru kullanan “Regulus”un tasarım ve üretimini Chance-Vought şirketine verir.  Ellili yılların bilim kurgu öykülerinden çıkmışa benzeyen  Rigel’den bir halt olmayacağı belli olunca 1953’de taburcu olup tarihin karanlıklarına gömülür.



Rigel Tasarımları 
Bu arada yeri gelmişken deniz kuvvetlerinin füzelerine neden “çavuşun tokadı”,  “uçan tokmak”, “zargananın laneti” gibi isimler değil de böyle fiyakalı isimler verdiğinden bahseyim:

Havadan  havaya atılanlara  [AAM] sürüngen ve uçan hayvanlar;  “Sparrow”, “Lark” “Oriole”

Denizden havaya atılanlara [SAM] mitolojik karakterler; “Gorgon”, “ “Gargoyle”

Gemilerden su üstü hedeflerine veya karaya atılanlara [SSM] Astronomik isimler almak nasip olmuş. “Polaris”, “Rigel”, “Regulus” , “Perseus” gibi… (Hışankan;1958)

Bizim Regulus’ta, Aslan takımyıldızının en parlak üyesi, başka bir deyişle aslanın kalbi… Nisan 1958 tarihli Donanma Dergisinde “A.B. Devletleri Deniz Kuvvetlerinde Kullanılan Güdümlü Mermiler” adlı  oldukça geniş  ve doğru bilgiler sunan  makalenin yazarı Albay Hışankan “Regulus’da bir yıldız olmasına rağmen  Kurunu Vusta  devrinde, fısıltısı ile öldürücü bir kabiliyete sahip bulunan yılan ismi için de kullanılırdı” şeklinde bir tespitte bulunuyorsa da bu pek doğru değil. Regulus adlı bir yılan filan ne Mitolojide,  ne de “Kurunu Vusta” dediği Ortaçağ’da var.
 
Birbirinin bu kadar benzeri iki sistem için para harcamak özellikle silah konusunda karar ve harcamaları her zaman; belki de  çoğunlukla, çok zekice olmayan Amerikan Senatosunun bile dikkatini çeker ki – üstelik çoğu gözlemciye göre Matador bir yıl kadar daha önde bir projedir –  savunma bakanlığı hava kuvvetlerine kalkıştıkları işin kesin iş göreceğinden emin olmalarını, donanmaya da  Matador’un gemilerde kullanılıp kullanılamayacağının araştırılmasını emreder. Gel gör ki, denizciler “küçük olsun, benim olsun” tavrında  ısrarcı olup, bin bir türlü açıklama ile işi yokuşa sürmektedirler: Daha basit bir yönlendirme sistemi kullanan Regulus’un iki yansıtıcıya ihtiyacı varken, Matador için yansıtma istasyonu olarak üç denizaltı lazımdır.  Bu sistem 1952’de yerini tek noktadan yönlendirme sistemi “TROUNCE”e bırakır  (neyin kısaltması olduğunu sormayın, bilmiyorum). Üstelik, Regulus’un rampaya iki adet itiş roketi (booster)  ile oturtulabilmesine karşılık, Matador’un itici roketi bir tanedir vs vs. Hem Chance-Vought akıllı davranıp cihazın tekrar kullanılabilir bir versiyonunu tasarlamıştır.  Bu da üretimi Matador’dan çok daha pahalıya mal olan füzenin tekrar tekrar kullanılabilmesi, dolayısıyla maliyetin düşmesi demektir.  Üretilen 514 Regulus’un her birinin destek bilmemneleri, yedek parça, eğitim türü yan masraflarla  birlikte Amerikan vergi mükellefine 307,302.00 dolara patladığı düşünülürse,  tabii fena değil. Cihazın hizmetteki ilk yedi yılında bir füze ortalama üç buçuk kez kullanılmıştır.
 
Herhalde Amerikan Senatosu da "ordu bizim göz bebeğimizdir” demiş olacak ki, donanmanın bu havalı projesine 1950’de onay ve para verilir. Zaten o yıllarda Amerikan Devletinin elinde harcamakla tükenmeyecek kadar para, en saçma işlere memur edilse bile tükenmeyecek kadar zeki ve elinden iş gelir insan evladı vardır. 
 


Regulus USS Growler'in Üzerinde | Intepid Müzesi, New York | 2009
Katlanabilir kanatları ve kuyruğu ile pilotsuz bir uçağı andıran bizim Regulus’un yedi tondan biraz az  olan toplam ağırlığının  yaklaşık bir tonunu yakıt oluşturuyor ve gerçek anlamda  “güdülebilen” bir şey. Jet motoru ile ses hızının biraz altında (Mach 0.91, Loon’un Mach 0.6’sı ile kıyaslanınca daha da etkileyici) uçabiliyor. Kalkış sırasında yeterli hıza ulaşabilmesi için iki adet yardımcı roket gerekli (Jet motorlarındaki türbinin havayı sıkıştırabilecek süratte dönebilmesi, dolayısıyla uçurduğu nesneyi havada tutabilecek güçte  itki oluşturabilmek havanın belli bir basınçta emilebilmesi  ile mümkün.  Uçaklarda kalkıştan önce bu iş için yüksek güçte hava basan kompresörler kullanılıyor-du. 1950 ve  60’larda büyük ağırlıklarla kalkış yapabilmek, kısa pistlerden havalanabilmek için de, bu türden yardımcı itki kuvvetlerine  ihtiyaç duyuluyor.  Bunlara genel olarak RATO –“rocket assist take off veya JATO –“jet assist take-off” üniteleri deniyor). Döneme ait Regulus ateşlemesi fotoğraflarında görülen,  o ortalığı birbirine katan duman huzmesi de bu  cihazlardan kaynaklı.   Maalesef  sergilenen füzenin üzerinde bu sistem mevcut değil. Eğer Intrepid müzesinin sitesi yalan söylemiyorsa,  2013 Eylülünde restore edilecek olan füzeye daha gerçek görünsün diye  -replika da olsa bu şeylerden takılacağını beyan ediyor).



USS Grayback Hawai Açıklarında Regulus Atıyor, 1959
Kontrol ve Güdüm  İçin Füzeyi İzleyen  Uçağa Dikkat.
Denizaltılardan önce su üstü gemilerinden atış testleri tamamlanarak  1953’de Ağır Kruvazör USS Los Angeles' e  40-50 Kilotonluk bir atom bombası  taşıyabilecek şekilde düzenlenerek yükleniyor. Bu cihazla birlikte Amerika ilk nükleer kapasiteli gemisine kavuşuyor.  Nükleer füze taşıyan koskoca bir kruvazör ne kadar görkemli ve caydırıcı görünse de,  Ivan’n öyle karasularına yaklaştırabileceği bir nesne değil. Halbuki fikir güzel; çaktırmadan adamların kafasına nükleer bomba atabilecek kadar yaklaşılabilse ne güzel olur değil mi? Birkaç yıl sonra bu iş için epey etkin bir yöntem bulunmuş tabii… Mesela, National Geographic adlı mazbut derginin Eylül 1959 tarihli sayısında “Amerikan Deniz Kuvvetlerinin İyi niyet Elçileri” başlıklı, Kuzey Pasifik’teki marifetleri ballandıra ballandıra anlatan makaledeki, “Bizim Donanmanın Elinin Kolunun Ulaştığı Yerler” haritasında Japonya’nın iyice kuzeyinde, Sovyet toprağı ve stratejik önemi yüksek (en azından makalenin yazıldığı yıllarda)  Kuril  Adalarının hemen dibine minicik bir denizaltı çizilmiş ! Bilin bakalım denizaltının içinde ne olabilir ? [5]
 


Regulus USS Growler'in Üzerinde | Intepid Müzesi, New York | 2009
Pruvada İki Adet Hangar ve Kapakları.

Füze hangarlardan kanat ve kuyruğu katlanmış olarak çıkıyor, Kanatlar basınçlı hava ile, kuyruk dümeni ise elle açılıyordu.
Growler ve Grayback'ın daha ufak boyuttaki hangarlarına uydurabilmek için kanatlar gövdeye daha yakın bir akstan katlanacak şekilde yeniden düzenlendi. Katlanma aksı ve üzerindeki iki adet menteşe görülebiliyor.



Regulus USS Growler'in Üzerinde | Intepid Müzesi, New York | 2009
Atış Rampası iki hangara da ulaşabilecek şekilde zemindeki ray düzeneği üzerinde kayabiliyordu. 

Yatay pozisyon kontrolü sağlayan yönlendirme çubuğuna ve dikey hareket için güç sağlayan hidrostatik motora dikkat.
O yıllarda bu tür silahlar  için henüz özel bir tekne tasarlanmadığından, II. Dünya Savaşı gazisi iki adet Gato sınıfı denizaltı  (USS  Tunny ve USS  Barbero) ön güvertelerine  eklenen  üç metre çapında  silindirik   (pleksiglas su depolarını andıran)  primitif hangarlarla donanmanın ilk Güdümlü Füze denizaltıları oluyorlar. Denizaltının içinden bu bölüme  ulaşarak  yüzeye çıkmadan ateşleme hazırlıkları yapmak mümkün. Yüzeyde ise  ateşleme  rampasına oturtmak, kanatçıkları açmak  ve diğer son hazırlıklar için yaklaşık 10 dakika gerekiyor.  1956’ya kadar biri Pasifik, diğeri Atlas  Okyanusunda kullanılıyor.  1957’de ise, Regulus taşımak üzere özel olarak tasarlanmış iki denizaltı,  USS Grayback  (SSG-574) ve USS Growler (SSG-577) kızağa konup, 1958’de hizmete sokuluyor.   Pruvalarındaki iki adet hangarda birer füze taşıyan, oldukça büyük (3.600 ton)  dizel-elektirikli   tekneler  bunlar. Fakat su altından fırlatılabilen balistik Polaris füzeleri ve bunlardan çok miktarda taşıyabilen gelişmiş nükleer denizaltıların kısa süre sonra, 1960 başında  hizmete girişi bizim denizaltıları maalesef kısa sürede demode teknolojik garabete dönüştürüyor. Regulus sistemi sökülen Grayback ve hangarı  amfibik harekatlarda kullanılacak hale getirilip 1969’dan 1980 ortalarına kadar kendine iş buluyor, ancak 1986’da hedef olarak batırılmaktan kurtulamıyor. 1964’de hizmetten çıkarılıp yedeğe alınan, 1980’de de donanma envanterinden düşen Growler’in ise daha talihli olduğunu biliyoruz…. O, üstündeki acayip silahı ile New York Limanında vakit geçiriyor.

 


USS Growler New York Limanına Çekiliyor | 1989|
BvP.

Fotograflar : Füzenin 2000 yılına ait fotoğrafı Miki, 2009 yılına ait Fotoğraflar BvP, 1959' tarihli ateşlemeye ait fotoğraf National Geographic Eylül 1959 sayısından tarama, Rigel ve USS Carbonero fotoğrafları internet. Growler'in New York Limanına çekilişine ait fotoğrafı ise Müzedeki tanıtım plaketi üzerinden çektim. 

Kaynaklar : 

Shorr, F., Garret, W.E., The National Geographic Magazine, September 1959 içinde; "Good-Will Ambassadors of the U.S. Navy Win Friends in the Near East". 

Polmar, N., Moore K.J., Cold War Submarines "The Design and Construction of U.S. and Soviet Submarines". Potomac Books, Inc. Washington D.C. 2004.

Neufeld, Michael, J., The Rocket and The Reich. "Peenemünde and the Coming of the Balistic Missile Area". Harvard University Press, Cambridge Mass. 1996.

(Mk. Albay) Hışankan M., Donanma Dergisi, Nisan 1958,  Cilt 70, Sayı 421 içinde;  “A.B. Devletleri Deniz Kuvvetlerinde Kullanılan Güdümlü Mermiler”.

…………………………
[1] “Regulus”  olarak tanımlanan ve yazının konusu  ilk üretilen “Regulus I”.  Daha sonra, yine Chance-Vought tarafından geliştirilen, taşıyıcı  nükleer denizaltısı bile yapılıp denize indirildikten (USS Halibut)  hemen sonra iptal edilen (bak burada çalışmış kafaları)  pek marifetli “Regulus  II”  ayrı bir füze.   
 
 [2] Peenemünde’de geliştirilen şeyler  sadece V-1 ve V-2 değil. 1943’de merkez 48 ayrı füze projesi üzerinde çalışıyordu! Daha sonra kaynakları bu şekilde çarçur etmenin budalalığı anlaşılmak suretiyle sayı 12’ye indirildi. Yerden havaya “Enzian” ve süpersonik “Wasserfall”,  yerden yere “Rheinbote”, Havadan havaya Ruhrstal X-4 (füzenin kanatçıklarındaki iki adet bobinden çıkan tel ile idare edilen  bu şeyin anti tank versiyou da planlanıyor, günümüzde bir kısım tanksavar füzeleri de aynı yöntemle kontrol ediliyor), Havadan gemilere  Henschel Hs 293 ve Fritz X. 1943’den itibaren müttefik gemilerine karşı kullanılan bu roketler bazı gemileri batırmayı bazılarına da  ciddi hasar vermeyi başarıyor.
 
[3] “Rocket and  the Reich”a  göre 1937’den beri Nasyonal Sosyalist Parti üyesi ve  otuzların sonunda planörle uzun mesafe uçuş rekorunu elinde bulunduran Herr Doktor Steinhoff savaştan sonra roket kontrol – güdüm sistemleri konusundaki  bilgi ve görgüsünü Amerikan Devleti ve Hava Kuvvetlerinin hizmetine sunup 1972’de emekliye ayrılır.  The Eagle Has Returned” adlı bir kitabı da var.
 
[3a] Eski bir ticaret gemisi kaptanı olan Steinhoff savaşın başında mayın tarama gemilerinde görev aldıktan sonra Denizaltı filosuna geçer.  U-551 ile çıktığı  iki seferin sonuncusunda üç gemi batırır. Mart 1944’de komutasına verilen  U-873 ile 16 Mayıs 1945’de Amerika,  Portsmouth’da müttefiklere teslim olur.  Mürettebatı ile birlikte esir kampına nakledilmeyi beklerken konulduğu Portsmouth hapishanesinde 19 Mayıs’ta intihar eder (ulan, Savaşta iki Alman Denizaltısına komuta etmiş, füze fırlatmış, Atlantiği geçip Amerikanın kuzey kıyılarına gelebilmiş adamı  adi suçlularla New Hampshire hapishanelerine koyarsan olacağı bu olur işte). Mürettebatın hapishanede diğer suçlular  ve gardiyanlardan gördüğü kötü muamele  biliniyor. Neyse, bir Amerikan denizaltısında atılan şeyi anlatıyoruz burada.

[4] Loon savaş sırasında hasarsız ele geçirilen Alman  V-1 roketlerinden “reverse engineering” marifeti ile kotarılmış ve bol miktarda üretilmiş bir silah. Japon’ların defterini dürebilmek için düşünülmüş ama ona gerek kalmadan savaş bittiği için  pek yararlanılmamış.
 
[5] Bu konuya dikkat çeken www.regulus-missile.com adlı sitede sözünü ettiğim haritanın orasına bir denizaltı yerleştirilmiş oluşu ana akım medyanın internet gazetelerindeki tıraşla epey dramatik bir şekilde anlatılmış. “Aman sakın NGS mahrem devlet sırlarını mı faş etmişti? Yoksa gözdağı mıydı?” Filan diye. Bunlar tamamen fantezi.  Amerikan orta sınıfının ve “dost müttefik” ülkelerin gönül yağlarının eritmeye yönelik bu tür propaganda makaleleri akla hayale gelebilecek her türden devlet kurumunun burnunu soktuğu, didik didik ettiği şeylerdi. 1959’da  Regulus’la donatılmış osuruktan denizaltı ile adamların burnunun dibinde dolaşıldığı hiç de büyük bir sır, acayip bir tehdit  filan değildi.  Kıtalararası Balistik Füzeler Atlas (Haydi tam olsun: 31 Ekim 1959’da)  ve Titan füzeleri  hizmete girmiş, Su altından atılabilen  “Polaris” füzesinin ilk başarılı fırlatılışına  şunun şurasında birkaç ay kalmıştı.
 
Buna rağmen yazar bir konuda haklı :, Mütevelli heyeti içinde Eski Bir Savunma Bakanı ve Genel Kurmay Başkanı [George C. Marshall],   Bir Stratejik Hava Kuvvetleri Komutanı, [Curtis Le May] bir  NASA  Yöneticisi [Hugh Dreyden]  olan bir yayın organında zaten  kimin evini soruyoruz?  

4 yorum:

Adsız dedi ki...

İçimdeki David Irving'i uyandırarak soruyorum: V-1'in sesi https://www.youtube.com/watch?v=Q1qsBGTkVSk ve ilk modellerindeki tasarım hatasından oluşan dalışa geçerkenki yakıt akışının kesilmesinin yarattığı sessizlik ve hatta bunun dehşetini, neden savaş sonrası geliştirilen sistemlerle kıyaslamadınız?

Bir de İkinci Dünya Savaşı'nı herkes WW2 gibi kısaltabilirken bizim niye bir kısaltmamız yok? Sadece kimse gücenmesin diye son günlerinde göstermelik bir savaş ilanıyla katıldığımız için mi?

Baron von Plastik dedi ki...

1. Richard Overy, Alan Bullock, Joachim Fest, Ian Kershaw, filan varken boş verin o bunak p.zevengi... Bence sadece "The Rise and Fall of the Luftwaffe" yansız ve okumaya değer.

2. Fikir fena değilmiş. Hiç aklıma gelmedi.Böyle bir karşılaştırma. Belki Ju87'lerin iniş takımlarındaki "jeriko'nun boruları"ndan başlamak lazım.

3. Kısaltmamız niye yok?

"Altimetre, amfibik, anten, atom bombası, atom, bazuka, benzen, benzin, bomba, bombardıman, cemse, cerikan (bak bu iyidir; “jerry can”), cip, destroyer, dizel, gaz maskesi, gaz, general, jet, jet motoru, kamuflaj, kruvazör, mavzer, napalm , periskop, radar, roket, sonar, tank, torpido, torpidobot, torpil, vapur , vites"

Kelimeleri bizim olmadığı için olabilir mi acaba?

Adsız dedi ki...

1. Irving'e ilgi duyma sebebim "benim dışımda herkes konformist :(" diye sızlaması, "bu konuda benim yazdığım kitap vardı ama kartları evden çaldılar, hanımım da şahit" diye sallaması... Yoksa geçerliliği ve eğlendiriciliği "fesli tanzimat zamparası"ndan farklı değil gözümde.

2. Bir gün size ısmarlama yazı yazdırabileceğimi umuyorum; JU 87'den V-1'e, Feindflug'den Laibach'a sonik bir karşılaştırma başlığıyla.

3. Bu seriden favorim şorland.

Baron von Plastik dedi ki...

Ayrıntılı fikir beyanatında bulunacağım.

Dün yazmayı unutmuşum; bir de ufak çıkartma gemileri, şu LCVP gibi olanlar için kullanılan "layter" var.

Ayrıca "bloğun çok güzel benimkinede (de ayrı değil tabii) beklerim cnm" yazsanız hayat ne kolay olacak.