Emsallerine faiktir

Haziran 18, 2014

Taksim Hikayeleri



 

Kemal Tahir ve
Mazmanoğlu
Hacı Aptullah Bey
Malatya 1942
Taksim’deki Atatürk Anıtı, daha doğrusu yapıldığı tarihteki adı  ile “Cümhuriyet Abidesi” önünde civar stüdyoların  seyyar elemanları tarafından çekilen hatıra fotoğrafı örneklerinden bolca var. Orada burada rastladıkça ilginç olanlarını almaya çalışıyorum. Bunlardan biri de otuzların sonunda çekildiğini düşündüğüm şu fotoğraf. Genç beyefendi koyu renk, -muhtemelen lacivert – ince çizgili takım elbisesi, kravatının hemen altından başlayan bisiklet yakalı kazağı ile gerçekten pek şık. Kalın kumaştan bu elbisenin içine bir de kazak giyildiğine göre,  ılık olmayan bir sonbahar günü veya kış başları olmalı.  Zaten arkada yüzü bize dönük iki delikanlı dışında hemen herkes oldukça sıkı giyinmiş.  Elinde sigarası, kendine güvenen, rahat hali ve kıyafetiyle Kemal Tahir’in 29 Nisan1942 tarihli   Malatya Mahpusanesi’nde Mazmanoğlu Hacı Aptullah Bey’le çektirdiği fotoğraftaki haline pek benziyor. Bu yüzden kendisine “Kemal” diyelim.
 
Arkasındaki Taksim anıtının cephesinde görünenlere  ve sağ omuzu üzerindeki Topçu Kışlasına  bakarak, fotoğrafın Kuzey – Güney aksından çekildiğini anlamak mümkün [1]. Yani bizim  Kemal Elmadağ’dan, Cumhuriyet Caddesi üzerinden yürüyerek  -muhtemelen - Beyoğlu’na doğru gidiyor. Uzun zaman önce yıkılmış, üzerinde durduğu toprak parçası da  içinde bulunduğu kentin gereksinim duyduğu yeni işlevlere uygun biçimde şekillendirilen bu yapıya ait eski fotoğraflarda  Cumhuriyet Caddesi'ne bakan cephenin   iki yanda sekizgen kuleler ve kademeli bir alınlıkla taçlandırılmış o acayip  ana girişi dışında dikkat çekici bir özelliği görünmüyor. 

Daha eski tarihli benzer yapıları tekrar eden plan şemasına az hareket olsun, heyecan gelsin diye yapının köşeleri bir miktar öne çıkarılıp, yükseltilerek belirginleştirilmiş. Vurgulama işi tam olsun diye de, en uç köşelere eklenen küçük kulelerin üzerine (daha bitmedi) ana giriştekilerin benzeri soğan kubbeler koyma ihtiyacı hasıl olmuş. Fotoğrafta güney uç köşeyi görüyoruz. Anıtın doğusundaki bayrak tutan askerin hemen ayaklarının dibinde de ana girişin o daha büyük kubbelerinden biri belli belirsiz seçiliyor. 
 
At nalı kemerleri ve sahte soğan kubbeleri ile bizim  “Mağrip bileşenli” kışla oryantalizm modasının revaçta olduğu dönemde inşa edilmiş,  çoğu halen ayakta  ve  bakımsız pek çok örnekten sadece biri [2]. Cumhuriyet öncesi ve sonrasında önemli bir fonksiyon  kazandırılamadığından avlusu futbol sahası, yapı bölümleri de  kahvehane, oto tamirhanesi, şoförler okulu filan olarak kullanılıyor! (Olacak iş mi?  Sen kalk Ecdad yadigarı binanın içinde top oyna. Edep yahu!) 
 
Son "fitbol" Sezonu.  1938-1939
 
Örneğin, arkasında  “surdibi (?) fitbolTakımı  1938-1939” yazılı ve maç öncesi çekilmişe benzeyen fotoğrafta (formalar henüz tertemiz, saçlar taralı, v.s.) beyaz pantolon ve koyu renk spor ceketli şık antrenörün soluna doğru dört veya beş sıra  halinde oturmuş seyirciler görünüyor. Sahadan onları ayıran beyaz çit bile oldukça belirgin. Arkalarındaki üç katlı kütleden anlaşıldığına göre futbolcular avlunun  tam ortasında, nerdeyse  doğu batı aksına paralel  duruyorlar.  Kuzey-Batı köşenin yine  üç katlı kulesi ve ucundaki soğan biçimli ufak kubbe de net olarak seçiliyor. Elmadağ tarafındaki bu üç katlı  kısım ile,seyircilerin arkasındaki sol kanada 1925-26 tarihli Pervitchich Haritasında “aile inoccupeé” yazılmış,  yani boş.  Sağ kanatta motor, kaporta ve şasi işleriyle uğraşan atölyeler olduğu yazılı. Cumhuriyet caddesindeki ana girişin tam karşısında, simetri eksenindeki diğer üç katlı kütle de “Ecole de Chaffeurs” olarak gösterilmiş. Cem’an küçük oto sanayi sitesi yani!
 

 Kışla yıkılmadan. 1939 öncesi. Cumhuriyet Caddesi boyunca uzanan yoğun yeşil dokuya dikkat...
Taksim Gezisi ile. 50'ler. Ağaç dizisine tekrar dikkat! Benzin istasyonun arkasında, sağ uçta Şark Palas ve diğer apartmanlar
Gerçekten de civarda bu işle uğraşan  epey yer var. Divan Otelinin karşısından, Dolapdere’ye inen yolun sağ tarafı (Kışlanın Elmadağ tarafı yani) çok eskiden beri oralarda olduğu her hallerinden anlaşılan garajlar, boş-metruk depolar, benzin istasyonları ile dolu idi. Aynı sıradaki Üç Horan Vakfı akareti  üç beş dükkan da hep “yedek parçacı” idi. Garajlardan birinin cephesinde“Hudson Garajı” yazısını; ya onda, yada başka birinin alınlığındaki  eski tip otomobil lastiği rölyefini hatırlıyorum. Hani şu bisiklet tarzı jantsız, telli olanlardan. Belki hala duruyorlardır.
 
Babamın ufak ithalat firmasını Receppaşa Caddesine taşıdığı 70’lerin sonundan doksan ortalarına dek Dolapdere ile Elmadağ arasındaki sokaklarda iş yapan ve büyük kısmı yetmişlerden önce kurulmuş onlarca ufak oto tamirhanesi vardı. Galiba seksenlerin sonunda aşağı, Dolapdere’ye doğru Andromeda isimli, Yasemin Evcim-Yaşar Aptekin tarzı bir disco açıldı.  Uzun süre popülerdi, sonraları yavaşça söndü, nihayetinde ne oldu hatırlamıyorum. Oralar pek tekin sayılmazdı, akşamüstleri iş çıkışı araba ile Dolapdere’ye inerken trafik genellikle tıkanır, etraftaki Çingene kadınlar da arabalar arasında dolaşarak uyuşturucu hap, esrar filan satarlardı.
 
Talimhane, Taksim ve Tarlabaşı civarının (Bulvar yapılana kadar cadde üzerinde ve ona açılan sokaklarda da sayısız perakende, toptan satış yapan  dükkan vardı)  seksenlere, hatta doksanlara kadar  otomobil ve kamyon yedek parça işlerinin merkezlerinden biri olma nedeni, başlarda kışlanın  ve çevresinin bu işlere  ev sahipliği ile  ilgili belki.
 
Bayan Anahid Chahinian ve Reklam Panoları  | 1935 
Kışlanın güney kenarı boyunca yapılmış ve  otuzlarda mevcut bir dizi dükkan meydanı epey daraltıyor olmalıydı.Bayan Anahid “Chahinian”ın 1935 yazında çektirdiği fotoğrafta Heykeli çevreleyen  tören alanı ile etraftaki dükkanlar ve üstlerindeki reklam panoları arasında bir tramvay ve otomobilin geçebileceği kadar mesafe var.  Anma törenlerine katılan “Mülki ve Askeri Erkan”dan, “Halk”tan, “Talebe”den  kaç kişi  töreni müteakip, karşıdaki   “İnhisarlar İdaresinin Şarap ve Likörlerini İçiniz”  tavsiyesine uydu acaba? Ya da “Tokalon Krem ve Pudra”  kullanan şuh hanımefendileri aklından geçirdi?
 
Çağdaş ve modern bir kent  yaratma  çabasındaki yöneticiler tarafından Kışla ve etrafındaki acayiplik  1939-40’da yıkılıyor. Yerine, Prost Planı’nın [3] bir parçası olarak kentin merkezinde yer alan geniş, modern park: Taksim Gezisi yapılıyor. Yapı halen göründüğüne göre, Kemal fotoğrafı  1939’dan önce çektirmiş olmalı.


Avlusu futbol sahası, kendisi oto sanayi sitesi olarak  kullanılan, sonunda da yıkılıp güzel bir kent parkına dönüştürülen  yapıyı alışveriş merkezi olarak kullanmak üzere tekrardan inşa  konusundaki yakıcı ısrar normal koşullarda pek anlaşılır bir şey değil. Ama esas amacın “yapmak” değil de, belli politik marangozluk hevesleri dahilinde “yapılmış olanı yıkmak” olduğu düşünüldüğünde iş anlam kazanıyor.   Devlet aklının oryantalist mimariye bu denli yoğun ilgisi varsa,  dönemin ilginç örneklerinden diğer yapılar; örneğin Karaköy, Yüksek Kaldırım’daki Aşkenaz Sinagogu ile filan neden ilgilenmiyorlar diye de düşünüyor insan. Arka cephesi Zürafa Sokağındaki genelevlere bakan zavallı yapı çevresindeki sefaletin arasına sıkışmış vaziyette,  resmen bokun içinde duruyor. 
 
Dünyada  Bir İlk:
Genelev (Arka) Cepheli Sinagog

Tüm Halkımıza Hayırlı Olsun !
1885’de inşa edilen ve mimarı meçhul  bu mütevazi ibadethanenin  lotus yapraklı sütun başlıkları pek öyle her yerde rastlanabilir bir şey değil. Bir daha Kuledibindeki favori butiğinize giderken tavuk döner kokularından mideniz bulanmazsa  biraz durup bakın. Yolunuzun üstü nasıl olsa. Bakmanız bitince de,  civara konuşlu tabla üstü tatlı evlerinden “keranetatlısı”  alıp, yiye yiye yolunuza devam edebilirsiniz. Ya da önce alın, yiyerek seyredin. Ne bileyim ben.
Bütün acayiplikte suçlanacak tek kişinin günün birinde kentin orta yerindeki kışlanın  AVM’ye dönüştürülebileceğini düşünememiş olan dönemin valisi Lütfü Kırdar gibi geliyor bana! 
 
Başvekilimizin 19. Yüzyıl İstanbul Mimarlığının oryantalist örneklerine duyduğu ilgi güzel de şimdilik bizi asıl ilgilendirmesi gereken yer Bay Kemal’in sağ omzunun işaret ettiği yön, yani Cumhuriyet caddesinin karşısı: “Talimhane”. Burası gerçekte de kışla ahalisinin “talim” yaptığı alan. Otuzların başlarında[4] yol ve alt yapı düzenlemeleri bitirilerek konutlar yapılıyor. 


Çoğu isimsiz mimarlarca [5] yapılmış şık, genelde altı katlı  ArtDeco (artdeco  ney abi?) apartmanların olduğu, planlı cadde-sokak düzeniyle hoş bir yer-di burası. Taksim’e yakın bölümü ilk darbeyi Dalan döneminde Tarlabaşı yolunun, pardon “bulvarı”nın açılışında yedi. Yeni caddenin başındaki hanlar, birkaç güzel apartman ve daha önce yıkılan Kristal Gazinosunun bulunduğu tüm ada  Müttefik  hava bombardımanı sonrası Alman Kentlerini andır tarzda bir süre can çekişerek yok oldu. Gazinonun yerine konuşlanan dolmuş ve otobüs duraklarını, Atatürk Kültür Merkezi aksına bakan yapılardan birinin altındaki Kristal Büfe’yi, üzerindeki  kocaman ve (galiba) sarı,  “Leipzig Fuarını Ziyaret Ediniz” yazısını hatırlıyorum. Bauhaus tarzı amblem, elinde bavul veya evrak çantası ile iki kişiyi betimlerdi galiba. [6], [6A] Birkaç bina sonra, Tarlabaşına bakan köşede kiracılarının çoğu gayri müslim - “ekalliyet” de denirdi o zamanlar -  Gökçay Han’da Babamın tek odalı bürosu vardı. Yine biraz geriden meydana bakan Şark Palas'ın altında Air France Bürosu ve vitrinindeki “Concorde” maketi de, çocukluğumda hatırladıklarımdan (konkort tayyaresinin kendisi tedavülden kalktı.  Maketi mi duracak?).  
 
Altmışların Başları, Anıtta tören. Yıkılan gazinonun yerini duraklar ve trafik sıkışıklığı almış. Tarlabaşı yönündeki trafiğe dikkat. 
Meydanın  1950 sonrası  düzenlemesine ait  başka bir görünüm. 1969  - 1980 arası.  Ay- Yıldız Apartmanının en üst katındaki  OLEYİS Sendikası  tabelası var.  En geç  Ekim 1980’de, tüm sendikaların defterinin dürülmesi ile birlikte kaldırılmış olmalı. “ Efes Pilsen Saati” de  ancak  markayı üreten şirketin kuruluş tarihi olan 1969’dan sonra konmuş olabilir.  Efes  Pilsen tabelasıyla işaretli yer öğle saatlerinde  Taksim -Tarlabaşı civarındaki kalburüstü ticarethane sahiplerinin, hanlarda bürosu olan iş adamlarının yemek yediği, girişi Tarlabaşı tarafından olan uzun ve loş, içkili bir lokantaydı.  Daha önce  aynı yerde bir banka şubesi -belki İş Bankası- olduğunu benden on yaş büyük abim hatırlıyor. Babam da  bazı öğleden sonraları  burada demlenirdi. 
 
Meydanın özellikle Tarlabaşı tarafına doğru epey sıkışık bölümü (yıkılmış olan gazino belki bir parça genişletti)   yetmişlerde dolmuşlar, otobüsler, düzensiz yaya trafiği, su, simit, tarak, Mili Piyango, bok püsür satıcıları, yankesiciler - çiçek satıcı karılar o zamanda vardı - Tarlabaşı ve ona açılan sokaklardaki – daha önce bahsettiğim -  motorlu araç yedek parçaları işi ile uğraşan  yüzlerce dükkana mal veren, mal alan kamyonetlerle filan,   oldukça sevimsiz  bir keşmekeşti aslında. Vaktiyle çok heveslenilmiş olunmasına rağmen alanı Tarlabaşı yönünden araç trafiğine bütünüyle açmak; dolayısıyla Şişhane’ye, oradan da Galata köprüsüne bağlayabilmek inanılmaz şekilde, 1988’e kadar gerçekleşemedi bir türlü!

Arkada Ay-Yıldız  Apartmanı ve Yanya Palas,
 Ellilerin ortaları, ama 57'den sonrası değil. Gazino sağda halen görülebiliyor. 
Meydanın Batısını gösteren eski fotoğrafların çoğu Taksim su depolarının hemen bitişiğinde yuvarlatılmış köşe balkonlu güzel bir yapıyı gösterir. Büyük ve gösterişli altı katlı, muhtemelen civarda yapılmış ilk apartman,  Ay-Yıldız apartmanıdır bu [7]. Depoların duvarıyla arasındaki daracık sokakçığın bir ucu meydana, diğer ucu da depoların arkasında arsaya açılırdı.  Yetmişlerin başında bu arsada konuşlu  çok popüler bir  seyyar köfteci vardı. Yaz tatillerinde “Yazane”nin çalışanlarından biri epey bekleyip ekmek arası köfte aldığımızı hatırlıyorum. Uzatmayalım; Ay-Yıldız’ın yanında,ortadaki  çıkma ve  üzerindeki  art deco alınlığı ile “Yanna Palas” duruyor.  Net olarak görülebilen son  kütle  yine orta çıkma ve alınlıkla  ile vurgulanan Geyik Apartmanı.  Altışar katlı bu üç güzelce yapı  dışında,  aynı adadaki diğerleri beşer katlı. Alana açılan, su depoları duvarı ile aynı aksı takip ederek Dolapdere’ye çıkan uçurumun kıyısından  istinat duvarı boyunca devam eden  Abdülhak Hamit   Caddesinin ucunu da aşağıdaki resimde görmek mümkün.
 
Abdülhak Hamit Caddesinden Meydana açılış. Otuzların sonu? Su deposu dış duvarı ile apartman arasındaki aralık, duvardaki kaskatlı güzel havuz ve Kristal gazinosunun  kolonu görülebiliyor. 
Adbülhak Hamit Caddesi aksından başka bir görünüş. Kırkların sonu? Caddenin bitimi ve   Kristal gazinosu. Üst kat oldukça harap durumda

 
Kuzeyde, hafifçe yay çizerek  alanı tanımlayan   yay formu, iki kat yüksekliğindeki  ince ve zarif kolonları ile, o yönde çekilen her fotoğrafa girmeyi başarmış başka bir yapı var. Kolonlardan geride yer alan  bir dizi dükkanın üzerinde de  şu meşhur “Kristal Gazinosu”. Otuzlar ve kırklarda önemli bir eğlence yeri olduğu anlaşılan bu ilginç ve güzel yapı hakkında şu ana dek doyurucu bilgiye ulaşamadım. Yazılanlar  gazete eklerindeki “porselen tabaklar, maroken koltuklar vardı, çok güzeldi” “Hamiyet Yüceses bi şarkı söyledi mi meydandan duyulurdu” ile sınırlı. Fotoğrafların çoğunda gazinonun bulunduğu üst katın camları kırık, yapı da oldukça bakımsız görünüyor. En azından bir süre boş tutulmuş olmalı. “Ulan, kentin merkezindeki bu kocaman ve çok kullanılmış yapı hakkında nasıl hiçbir şey bilinmez, içinden bir tane resim yok mudur” diyesim var, ama çok da şaşırmıyorum artık.  
 
Aynı noktaya başka bir bakış. Kırklar? Hamiyet ?
Şubat 1943. Yapının üst katı, Gazino halen kötü Durumda. 
Uzunca bir dönem işletilmediği anlaşılıyor.

50'lerde Yapının Durumu [SALT Araştırma Arşiv]
1957’deki yıkılışının İsmet İnönü’nün burada yaptığı bir konuşma olduğu söyleniyorsa da, fazla inandırıcı gelmiyor. Büyük ihtimalle Ellilerin ikinci yarısında hızlanan şu ünlü, “İmar hamlesi” ile ilgili olmalı.  Meydana bir parça soluk aldırmanın en basit ve kestirme yolu; fazla önemi olmayan, heykelin burnunun dibindeki bu yapıyı yıkmak. Yine de,şu  konuşma hikayesini de  yabana atmayalım.  Çünkü "Hamle” sonucu tüm ada yıkılmıyor O dönem gerçekleşen yıkımların hepsinde mantık ararsak... İşimiz zor. Karaköy’deki Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Mescidini  düşünmek yeterli!
 
Bu yazı esasen Kemal ile ilgili kısa bir yazı olacaktı. Hiç niyetim olmadığı halde laf lafı açtı, fazlasıyla malumatfuruşluk yapıp, ahkam kesmek zorunda kaldım. Ama hala eksiklikler var!  Belki bir ara devam ederim.  

BvP. 


.........................
-  Uyarı ve hatırlatmalar  için Sn. Vasıf Kortun'a teşekkür ederim. Şu yukarıda  sözünü ettiğim "marangozluk heveslerini" de açıp, olan biteni benim akıl edemeyeceğim ve yazamayacağım berraklıkta ortaya koyan yazısı için de:  Bir Projenin Başarısızlığı Aynasında Gezi Parkı
 
- Fotoğraflar hakkında: Kemal Tahir ve Mazmanoğlu Hacı Aptullah Bey fotoğrafı Yazarın Bilgi Yayınevi'nden Ocak 1976 tarihli ikinci baskı Namuscular romanın arkasından. Kışla yıkılmadan önceki durumu gösteren ve bazı binaları işaretlediğim ise internette bulduğum bir kartpostal. Taksim ve civarında çekilmiş hatıra fotoğrafları zaman içinde biriktirdiklerim. Aşkenaz Sinagogu fotoğrafı BvP, SALT Araştırma Arşivinden alınanları da, ilgili fotoğraf altlarına belirttim.
…………………
[1] Bir süredir eski kitapçı önlerindeki leğenlerde, internette üç otuz paraya satılan Taksim hatırası fotoğrafların az buçuk  kışla görenleri artık kıymete bindi. Bir de Gezi olayları ekonomiyi berbat etti diyor bir kısım medya. Yuh yani! Ama burada tuhaf bir şey var Nagehan abla: Eğer Taksim Topçu Kışlası bahis olunduğu kadar kıymettar, Fatih’in evladı aziz İstanbulluların önemsediği bir şey olsa,  insanlar onun da önünde fotoğraf çektirmezler miydi? Halbuki bunca zamandır “dur, şöyle önünde durayım da fotoğrafımı çıkarttırayım” diyen bir yiğide rastlamadım henüz. Tabii 1940 öncesinden bahsediyorum.

[2] Beylerbeyi Sarayı (1864), Çırağan Sarayı (Balyan Ailesi: 1871), Haydarpaşa Tıbbiye Okulu (Vallaury – d’Aronco : 1900) Sirkeci Garı (Jachmund: 1890),  Bahriye (Sarkis Balyan: 1863) ve Harbiye Nezaretleri (Bourgeois: 1864) ve tabii Topçu Kışlası ilk akla gelen örnekler.  Kışlada Oryantalist ögelerin eklendiği son onarım ve düzenleme  Abdülaziz Döneminde yapılıyor.  Yapının son halinin müellifini bilmiyorum. (Ya da) en azından benim bilgim yok. Ama herkes fikir beyan ediyor ya; belki sayın gazete köşe yazarları, sayın Ekşi Sözlük çoluk çocuğu, sayın radyo televizyon yorumcuları, sayın Belediye Başkanı, sayın Vali filan biliyordur.

Bu blogda  özel olarak planlamama rağmen,  oryantalist mimari örneklerine epey yer  verdiğimi fark ettim.  Sözü geçen yapıların bezeme özellikleri onları daha değerli veya değersiz mi kılıyor?  Bu yapıları beğeniyor veya yeriyor muyum? Açıkçası bu sorulara verecek nitelikli cevabım yok. Kısa süren  ama kentin önemli, büyük ve halen kullanımda olan yapılarını üretmiş tarzın içinde bulunduğu coğrafyaya yabancılığı biraz içimi burkuyor o kadar. 19. Yüzyıl Türkiyesinin kültürel edilgenliğini,  “Batının gözüyle Doğu” ifade etmek zorunda kalmanın çaresizliğini görmek de. Öte yandan, soruyu genel olarak  “peki eklektisizm nasıl bir şey, yani çok mu kötü ?” Diye sorduğumda bu  oyuncak mimarisinin ve aynı dönemin iyice  yüzeysel, kimi zaman pek yavan “Han Neoklasizmi”nin karşısında  Selçuk ve Osmanlı Klasik dönemi referanslı Birinci Milli Mimari  akımı daha makul, zemini sağlam ve  oturaklı geliyor.  Peki gerçekten de gülünçlü örnekler mi bunlar? Galiba bu biraz da zevk meselesi… Örneğin Eminönü, Yalıköşkü caddesindeki Hidayet Camii bu tarzın çok sevdiğim yapılarından biri. Ama ne olursa olsun,  batı referanslı her türden Osmanlı historisizmi kof ve çaresiz  geliyor bana. Konunun anlaşılır ve derin bir özeti için Turgut Saner’in 19.Yüzyıl İstanbul Mimarlığında “Oryantalizm” kitabının  sonuç bölümüne bakılabilir. 

Saner, Turgut. 19.Yüzyıl İstanbul Mimarlığında “Oryantalizm”.  Pera Turizm ve Ticaret  A.Ş., 1998.

[3] İstanbul’un kent  planlama serüvenini anlatan, sanırım şimdiye kadar yazılmış en  derli toplu, ne dediği anlaşılır ve kolay okunan bir kitapta bu hikaye ve benzerleri pek güzel  anlatılıyor.
 
Gül, Murat. Modern İstanbul’un Doğuşu, Bir Kentin Dönüşümü ve Modernizasyonu. Çev. Helvacıoğlu, Büşra. Sel Yayıncılık, İstanbul, 2013.
Kitabın zengin, o oranda işe yarar dip not ve kaynakça bölümü de yabana atılır gibi değil. Örneğin kaynakçada sözü edilen Yassıada Duruşmalarının yakın zamanda basılmış zabıtları Demokrat Parti Dönemindeki imar çalışmaları ile ilgili çok şey söylüyor. Söz konusu kitabın varlığı  ve içeriğinden  o kaynakça sayesinde haberdar oldum. Adnan Menderes sonunda kişisel bir meseleye dönüştürdüğü “imar hamlesi” sonucu kentin bazı bölümlerini gerçekten tanınmaz hale getirmiş (Örneğin Ara Güler’in “Kumkapı Ermeni Balıkçıları 1952” foto röportajına konu tüm semt, kıyı formu filan da dahil olarak artık yok. Yenikapı  Sahil Yolu açılırken sizlere ömür… Yani arkadaki kimi yapıları referans alarak bile olsa “hah şurası, işte burasıydı” demek mümkün değil. Ne acayip değil mi?) olarak paha biçilemez bazı yapılarını (Karaköy’deki Merzifonlu Kara Mustafa Paşa mescidi gibi) yok etmiş olmakla birlikte; işe konu hakkındaki bilgisi,  sorunu ele alış biçimi, dirayeti  ve bir politikacı olarak göstermiş olduğu cesaret açısından bakarsam takdir etmek zorunda kaldığımı söylemeliyim. Tabii bu işe kalkışmasının, ekonomik ve siyasal durum bombok iken inatla sürdürmüş olmasının ardındaki nedenleri de göz ardı etmeyerek…
 
Yassıada Zabıtları – IX , İstimlak Davası. Hazırlayan Emine Gürsoy Naskali. Kitabevi,  İstanbul 2012.
 
Güler, Ara.  Kumkapı Ermeni Balıkçıları 1952. Aras  Yayıncılık, 2010. 1. Baskı.
Karşınıza çıkarsa almamazlık etmeyin. Hem çok güzel fotoğraflar var, hem de bu tür şeyler bitti mi bir daha basılmıyor. Cascavlak kalırsınız ortada.
 
[4] Aslında otuzlardan da önce olmalı. 1925 tarihli  Pervitchich haritalarının 12 numaralı paftasında bu alan tümüyle boş olmakla birlikte parselasyonu  ve yolları – isimsiz olarak –  belirlenmiş olarak görünüyor.

[5] Öyle her dediğime inanmamak lazım. Daha zeki birisi bölgeye dikkatli bakınca  fark eder ki,  az da olsa kalburüstü mimarların tasarladığı apartmanlar da var.
Altmışların başlarında Cumhuriyet  Caddesi girişinde apartmanlar. Soldan sağa: Güven Sigorta'nın altında  Ardan Apartmanı,  Namar Apartmanı ve Şark Palas. Şark'ın Caddeye bakan tarafına komşu Doğu Apartmanı var. Muhtemelen ? ikisinin de mimarı aynı. 



50'ler, aynı apartmanlar grubu ve Meydan SALT Araştırma Arşiv]
 

Tarlabaşına açılan sokakların köşelerinde Cumhuriyet Caddesine paralel Sedat Hakkı Eldem ve  Vedat Tek’in Ceylan ve Pertev Apartmanları, daha içerde Seyfi Arkan’ın Ayhan Apartmanı. İlk ikisi duruyor da, Ayhan Apartmanın yerinde hadım edilmiş bir hayaleti var maalesef.  Pertev Apartmanı için, orada burada, birbirinden arak internet yazılarında  “Art Deco Mimarinin seçkin örneklerinden” denmekle birlikte, pek inanmayın bence. Ama civarda yine ona ait başka bir yapı; Piyer Loti Caddesindeki daha gösterişsiz ama net ve şık Halit Ziya (Uşaklıgil) Bey Apartmanı’na  bakmakta yarar olabilir.
Halen yaşayan ve fakat cephesi tümüyle değişmiş Rebii Gorbon’a ait Doğu Apartmanını da unutmayalım.
 
Laypzig Fuarını Ziyaret Ediniz 

[6] Çocukluğumun bu zihnimde yer etmiş açık hava reklamlarında biri de Mecidiyeköy’deki (Şimdi Tatlıcı bilmemneleri var yerinde) deterjan fabrikasının üzerinde dönen “Puro-Fay-Pop” yazısıydı. Hemen karşısındaki binanın altında,  Atlas Copco satış mağazasının vitrininde bulutların üzerine rahatça kurulmuş bir adam ve “Tazyikli Hava ile Dünyaya Hizmet”yazılı  başka bir pano vardı. Hafifçe yatar vaziyetteki  zatın altındaki bulut hafifçe iki yana sallanırdı beşik gibi. Bizim Puro-Fay-Pop daha önceleri gitti de, Atlas Copco’nun o eğlenceli mizanseni sanırım seksenlerin başına kadar orada durdu.




[6A] Bu yazıyı yazarken bir parça araştırınca fuarın o  hatırladığım tabelasının benzerini buldum. Biri fedora şapkalı, diğeri turbanlı iki adam ellerinde valiz, Leipzig’e doğru yola koyulmuşlar gerçekten! Türkiye’den elli ve altmışlarda Doğu Almanya’ya nasıl gidiliyordu acaba?
 

[7] Aydın ve Burak  Boysan’ın  “İki Nesil Bir Şehir” kitabında (s: 126)  bulunan, muhtemelen otuzların başlarında çekilmiş bir fotoğrafta sadece  Ay-yıldız ve Doğu apartmanları görünüyor. Bir de, Sokony Vakum Benzin İstasyonu. 

5 yorum:

Adsız dedi ki...

Henüz yazıyı okumayı başlamışken aklıma geldi ki; asterisk teknolojinizi wikipedia'dan alsanıza yahu, hover olmasa bile tıklanınca sayfanın dibine gidilsin...

Baron von Plastik dedi ki...

Hay bin yaşayın! Benim için hayatın esrarlarında biri o iş. Ufolar, Piramitler, Loch Ness Canavarı gibi.. Sık sık becerip şunları buraya yazabildiğime şükrediyorum. Wikipedia'dan olacak ha? Çalışayım.

Adsız dedi ki...

Gizem avcısı karakterime ilham verdiniz. Ufolar ve piramitler için http://www.youtube.com/watch?v=uAm-kbzT7xw
Footnote için http://www.laurenwayne.com/2011/08/how-to-create-footnotes-in-blogger.html
Yalnız sakın piramitler veya Kaspar Hauser benzeri vakalar için Occam'ın usturasını kullanmayınız; aslında hiç bir zaman kullanmayınız, köhnemiş bir ustura...

Elmoş dedi ki...

Özenle yazışınıza hayranım. Şöyle vakit ayırarak.

Baron von Plastik dedi ki...

Adsız bey,

Çok teşekkür ederim, akıl ve fikir için. Hevesle Lören hanımın tavsiyelerine uymaya çalıştım (hatta bir iki denemem de oldu) fakat; ben normal şekliyle yarım yamalak yazabiliyorum,
Roket alimliği tekamül kursu gibi o acayip şeyleri arap saçı gibi kodların içine koymaya çalışıp beceremeyince zeka ve yeteneklerime zaten çok az olan güvenim iyice örselendi. Sanırım böyle amele gibi yazmaya devam edeceğim, siz de küfredip, sinirlenerek okumaya devam edin işte ne var? Ayrıca, o acayip dipnotları merak edip okuyan insan evladı zaten kendine tuhaf biçimlerde işkence etmekten hoşlanıyordur! Biraz daha sıkılsa ne olur.

Son bi şey: ne olur şurayı okuyup, üstelik yorum yazanlar standart blog ahali profilinden olsa; "çok güzel yazı, benim bloğuma da beklerim cnm, kib öptüm bye" yeter de artar bile.

Hayır, Nürnberg'li o meczup, Bizim Fransisken'in tıraş bıçağını kullanmamıştır. Ben de kullanmam, sanmıyorum.