
Gündelik yaşam çemberinin öteleri ile cennet yurdumun sınırları arası kültür hazineleri ile dolu… Gerçekten. İnsanın içini bulandıracak kadar uzun dini bayramlar+idari izinli sayılma+hafta sonu birleştirme aritmetiği, yine bilmem kaç günlük bir tatil şeklinde tezahür edince, bize de yol göründü. Şehirlerarası yol aktiviteleri güzeldir. Yol kenarı tesisleri ve “yöresel ürünler” olayı vardır.

Erişte, tarhana, kurutulmuş mango, kurulmuş ananas, turşu, bilmem ne reçeli, skinsapı kurusu, kaynanama sevgilerimle mutfak bezi, kekik suyu, ossuruk gazı, prina sabunu gibi elzem ihtiyaçları tedarik mümkündür. Burada “Yöre” kavramı oldukça geniş tutulmuş, Güneydoğu Asya da dahil yöreye! Düzce’den geçerken al iki yüz elli gram mango kurusu, Güdül kavşağına kadar yiye yiye git… Bundan otuz otuzbeş yıl önce babam şehirlerarası yolculuklarından; leblebi, pişmaniye, kestane şekeri, üzerinde koca dudaklı, zambo isimli zenci bir abla olan sakızı getirirdi. (Kredi kartı boyutlarında, ama daha kalın olan bu sakızların ambalajı ile çiğnenecek bölümü arasında dönemin “kuvvetli artis” lerinin renkli resimleri olurdu). Hem o zamanlar “çaylar şirketten” di. Bir süredir konaklama tesislerinde masalarda şeffaf plastik ve kapaklı ve oktagonal ekmek kutuları bile görünmüyor.
Ülkemin kalbine, devlet cihazının şeyine yaklaşırken bende bir heyecan. Üstelik yaklaşma esnasında elde kürek, sırtta blazer ceket, bıyıklı bir beyefendinin resmi ile karşılaşınca, söz konusu heyecan daha da arttı.
“Oraya buraya çam dikiyorum, gidin toplayın kozalakları” der gibiydi. Tam emin olamadım aslında, belki de kuyumuzu kazıyordu. Kim bilir ? Fakat itiraf edeyim, ilk anda bunların hiç biri aklıma gelmedi. Aklımdan ge

Başkent çok güzel hakkaten…Burada hayvanlar çok seviliyor. Öküzlerin araba kullanmasına izin veriyorlar. Altgeçitlerde kuğu resimleri var. Kimi kabız olmuş, kimileri ishal olmuş da, suya sıçıyor şekilde resmedilmiş. Buranın cazip bir yönü de binalar. Bin bir türlü devlet cihazı elinden geleni ardına koymamış hakkaten. Her yerde ince bir zevksizlik seçiliyor. Yüz binlerce metrekare büro alanında ne işler yapıldığını, ne kadar canla başla çalışıldığını görünce gözleri nemleniyor insanın, Devlet hizmetinde olmamanın acısı yüreğime saplandı. Her Ankara ziyaretinde böyle oluyorum ben.
Burada mimarlara da inanılm


Bu binaların en başarılısı, esasen seyahat amacımın en karanlık yönünü oluşturanı. Her gidişimde isteyip de fırsat bulamadığım, “ulan ya ne kadar kötü olduğunu anlayıp etraftan görünmesin diye tahta perde çekmişlerse?” diye ürperdiğim yapı. Maalesef bir siyasi partiye ait oluşu, istek dışı da olsa, metaforik okumalar arattırıyor insana.
- Partinin genel derme çatmalığı ve bu derme çatmalığın, oturmamışlığın özellikle tepelerde bariz
oluşu acaba binada mı sembolize edilmek istenmiş?
- İskambil kağıdı kule motifleri kullanılmasının acaba benim kavrayamadığım bir anlamı olabilir mi ?
- O uçan daireyi andıran kütlede izolasyon problemi nasıl çözülmüş-mü? Oranın altı boş, soğuk günlerde orada oturan zat acaba üşütüp halk arasındaki tabirle ”cır cır” olur mu ?
- Uçan daire kaza mı geçirmiş oraya saplanmış? Dağ gibi şeyi görmemiş mi ? Acaba o siyasi oluşum da görmemekten ötürü bir yerlere mi geçirecek?
- İskambil kağıdı kule motifleri kullanılmasının acaba benim kavrayamadığım bir anlamı olabilir mi ?
- O uçan daireyi andıran kütlede izolasyon problemi nasıl çözülmüş-mü? Oranın altı boş, soğuk günlerde orada oturan zat acaba üşütüp halk arasındaki tabirle ”cır cır” olur mu ?
- Uçan daire kaza mı geçirmiş oraya saplanmış? Dağ gibi şeyi görmemiş mi ? Acaba o siyasi oluşum da görmemekten ötürü bir yerlere mi geçirecek?

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder