Emsallerine faiktir

Temmuz 24, 2011

Cüce Denizaltılar, İnsanlı Torpidolar, Torpido İnsanlar ve Seehund


Seehund 1/72 Ölçekli Maket
Cüce denizaltı, ya da Türkçede söylenişi ile “cep denizaltısı”, Yirminci Yüzyılda üretilmiş en korkutucu, etkinlik potansiyeli en yüksek silahlardan biri. Kısıtlı malzeme ve insan kaynaklarına sahip bir askeri güç, iyi eğitilmiş insan malzemesini yüksek teknoloji ürünü silahlarla donatabilirse karşı tarafa büyük zararlar verebilir. Üstelik çok ucuza… İşte bu iç gıcıklayıcı fikir yüzünden İkinci Dünya Savaşı boyunca Japonya, İtalya, İngiltere ve Almanya, bazıları akıl dışı, çok çeşitli donanım ve çoğu güvenilmez tasarım denedi, geliştirdi.
O acayip şeylere binip, kendilerinden çok daha güçlü bir düşmana zarar vermeye hevesli, olağanüstü cesur, sıra dışı insanlar [1] da bulundu (adamlarda hem kafa, hem taşak var işte)! Genel olarak bakıldığında, pek öyle heveslenildikleri etkinlikte kullanılamamış olsalar da, bu işe soyunan ülkelerin savaş sonrası teknolojik ve sınai birikimlerine büyük katkıları yadsınamaz.

Ağır Dalış Giysisi
"Bill" Bailey - 1941
Tuhaf bir biçimde, İkinci Dünya Savaşı boyunca Fransa, Amerika Birleşik Devletleri ve Sovyetler Birliği bu tür denizaltılarla hiç ilgilenmemişler. Bu durum Fransa’nın 1940 Haziranında teslim olup askeri bir güç olarak sahneden çekilişi [2], Amerika Birleşik Devletleri’nin ise sınırsız kaynaklarla desteklenen muazzam konvansiyonel silah ve malzeme potansiyeli nedeniyle açıklanabilir. Mühendislerinin denizaltı konusunda öncü çalışmaların çoğunda katkıları olmasına rağmen, böyle bir harekat alanına girmeyen Sovyetlerin durumu ise bir tuhaf. Böylesi işlere gereken yüksek oktanlı bireyselliğin Stalinist komuta anlayışına pek uygun düşmemiş olacağı geliyor insanın aklına.

Maiale "Domuz"
Japonların HA tipi cüce denizaltıları ile Pearl Harbour’a düzenledikleri başarısız, acıklı ve epik saldırıdan şurada  söz etmiştim. Savaş boyunca, İtalyanlar insanlı torpidoları “Maiale” [3]  (‘Domuz’) ile Akdeniz’de biraz daha başarılı oldular.

Chariot'a Biniş
Aralık 1941’de İskenderiye limanına bu türden üç denizaltının düzenlediği saldırıda Queen Elizabeth ve Valiant savaş gemilerine ciddi zarar verildi. İtalyan’ların bu başarısının uzun vadeli tatsız yan etkisi, İngilizleri bu silahın işe yarar bir şey olduğuna ikna edip, daha gelişkin bir benzerini geliştirmeye çalışmalarını sağlamak oldu… “Chariot" adlı bu silah sistemi de aslında temel aldığı tasarım kadar güvenilmez ve ilkeldi. Cihazın üzerine binip savaşacak olanların kullandığı solunum cihazları ve diğer donanım da öyle... Bu yüzden tatbikatlarda bile oksijen zehirlenmesinden kayıplar verildi! Savaşın ortalarında, 1943’de Akdeniz’de Palermo ve Tripoli'de İtalyan gemilerine karşı birkaç anlamsız akın düzenlendi o kadar. 1944’e gelindiğinde de Chariot macerası tedavülden tamamen kaldırılmıştı.

İnsanlı torpido hikayeleri içinde en tuhaf ve ölümcül – kullanıcıları için - cihazları üretmiş Almanların durumu biraz daha farklı. İtalyan ve Japon müttefiklerin tecrübelerinden yararlanmadıkları gibi, kendi üretim programlarının önünde de iki adet çok ciddi sorun vardı: Amiral Dönitz ve gittikçe köşeye sıkışan Almanya’nın kısıtlı zamanı. Amiral doğal olarak, konvansiyonel denizaltı savaşı için yetiştirilmiş teknik ve taktik personeli paylaşmayı reddetti. Bu durumda silahlı kuvvetlerin diğer bölümlerinden aktarılan elemanların üretilecek tehlikeli ve denenmemiş makinelerin kullanımı için eğitilmeleri gerekti. Araştırma geliştirme programları için zaman olmadığı gibi, üretim de çok kısa sürede ve elde mevcut malzemelerle gerçekleştirilmek zorundaydı [4].  Sonuç… Eh, pek de parlak olmadı tabii. Ana konsept, standart Alman torpidosu G7e’yi taşıyacak basit bir aracın ucuza ve bolca üretilmesiydi. İlk tasarım mühendis bay Mohr’dan ve Torpedo Versuchs Anstalt (TVA)’dan geldi.

"Gözünü Seveyim  Bişeye Dokanma Bacım!"
Şeffaf Kubbe Üzerindeki Derece Taksimatına  ve Nişangah Düzeneğine Dikkat!
Bay Mohr’un neresinden uydurduğunu hala tam olarak anlayamadığım “Neger” ; inanılmayacak kadar dandik “silah”, kokpit ve pleksiglas lombozlu bir G7e torpidosundan oluşuyor! Bu şeyin altına ise yine aynı torpidonun patlayıcı başlıklısı takılıyordu. Otuz deniz mil menzili olan, yaklaşık beş tonluk Neger dalamadığı gibi, altındaki torpidoyu su üstünde tutabilecek yüzdürme gücüne de zar zor sahipti (yani her an “battı batacak” gibi. Al sana “wonder weapon”!). Daha sonra bu cihazdan kısa süre için yaklaşık 25 metreye dalabilecek bir parça daha büyük başka bir silah, “Marder” geliştirildi. Neger iyiydi, hoştu da, büyük bir dezavantaj düzenlenen saldırıların %60 - %80 kayıpla sonuçlanmasına neden oldu. Kullanıcı -şoför, pilot, vb.- kokpitte göz hizası hemen hemen deniz seviyesinde olacak kadar alçakta oturuyordu. Bu durumda genellikle dalgalar arasında hedefini tam olarak göremiyor ya da lomboza kolayca bulaşabilen deniz yüzeyindeki mazot veya diğer bok püsür görüşü tamamen engelliyordu. İçeri su dolmasını göze alıp, lombozu açarak etrafı daha net görebilmek mümkündü tabii. Ancak bu şekilde batan kaç tekne olduğunu bilmiyorum! Son ve oldukça kuvvetli olasılık da, altta ekli torpidonun ateşleme anında ayrılmayı reddedip, pilotla birlikte sonsuzluğa yelken açmayı seçmesiydi! Temmuz ve Ağustos 1944’de düzenlenen dört saldırıda yüzlerce hedefle dolu Manş Denizi’nin Avrupa kıyılarında ancak bir destroyer, 3 mayın tarama gemisi ve iki de koster’e karşılık 99 adet Neger kaybedilince bu işe “tevbe” edip, bir daha kullanılmadılar.

Benzer şekilde ölümcül ve başarısız –ama bu defa iki yanda birer torpido taşıyabilen- “Molch” ve Jules Verne tarafından tasarlanmışa benzeyen İngiliz cep denizaltısı “Welman” dan geniş ölçüde yararlanılarak tasarlanan, fakat karbon monoksit sızdıran benzinli motoru yüzünden kabin kapakları kapalı olarak 45 dakikadan fazla çalıştırılamayan lanetli “Biber”i [6]  fazla umursamayıp, büyük umutlar bağlanan ve gerçekten işe yarar gibi görünen başka bir tasarıma geçeyim:


“Seehund” ya da “Tip 127”, tasarımın kökleri –yine- ele geçirilen İngiliz malzemesine dayanıyor. Alman Savaş gemisi Tirpitz’e saldırı sırasında batırılan ve sonra fiyordun dibinden çıkarılan İngiliz “X” tipi teknelerin işe yarar kalıntıları benzer bir tasarımın oluşmasına yardımcı olmuş (Hecht). Fazla işe yaramayan ama ileride Seehund mürettebatının eğitilmesine katkısı olan teknelerden de bizim şu Tip 127 tasarlanmış. İki kişilik mürettebatı, dizel, elektrik motorları ve 45 derinliğe inebilme yeteneği ile enikonu bir denizaltı bu. Tasarlandığı dönemde müttefik uçakları kuzey denizlerini hallaç pamuğu gibi attığından, yüzeye çıkmadan deniz yüzeyini ve gökyüzünü araştırabilmek için bu mucizeye, şeffaf bir lomboz kapağı ve mükemmel optik düzenekli sabit bir periskop da eklenmiş.

Cihaz gerçekten öyle küçümsenecek bir şey değil. 60 beygirlik motoru ile menzili 270 deniz mili. Eğer gövdeye eklenen ek tanklar da kullanılırsa bu menzil 500 deniz miline çıkıyor [7]. Hedefe dipten yaklaşabiliyor ve kendinden öncekiler gibi gövde yanlarına asılı iki torpidosu var. Torpidolarla ilgili tek can sıkıcı yan; yüklenebilmeleri için teknenin denizden vinç marifeti ile çıkarılıp karada takılması. Savaş dışı koşullarda bile dikkat gerektiren hassas ve tehlikeli bir süreç. Üretimine Haziran 1944’de başlanan Seehund konusunda herkes o kadar hevesli ki, 1.000 tanesinin hizmete girmesi hedefleniyor. Fakat III. Reich’ın çoğu benzer silah programı gibi bu da beklentilerin gerisinde kalmaya ve heveslilerini hayal kırıklığı yaratmaya mahkum [8] . Buna rağmen savaş bitmeden 285 adet üretebiliyorlar.

Fazla bir başarı gösterememiş olsa bile Seehund Alman Donanması’nın geliştirdiği ve ürettiği en sofistike cüce denizaltı. Ufak boyutları yüzünden müttefik sonarlarının algılayamadığı gövdeleri ve çok düşük süratleri dolayısıyla hidrofon marifeti ile de tespit imkansız. Avlanacaklar açısından tam bir rezillik yani…

İlk saldırı görevlerine Ocak 1945’de çıkan bu yeni Alman mucizesi Ocakta 44 savaş görevinde 10 tekne kaybedip bir gemi, Şubatta da 33 görevde 4 tekne kaybına karşılık 2 gemi batırıyor, bir tanesini de hasara uğratıyorlar. Martta durum yine çok parlak değil: 29 defa denize açılıp, 9 kayıp veriliyor. Ama en azından bu defa toplamda 5.267 ton müttefik gemisi batırıyorlar. Mayıs 1945’de savaş bitene dek 142 görevde batırdıkları 9 geminin tonajı 18.451 ton. 18.354 tona da hasar vermişler. Ayrılan kaynaklar, iş gücü ve tasarıma, seyir denemeleri ve eğitime harcanan zamanla kıyaslanınca epey acıklı bir aritmetik. Fakat, aritmetiğin de doğru olmayan yanları var. Batırılan gemi tonajı çok düşük olsa da, başka yerde kullanılabilecek en az 500 gemi ve 1.000 müttefik uçağının bu saldırıların önüne geçmekle meşgul edildi. Böyle bir oyalama Almanya’nın yenilmesini geciktirdi mi? Sanmıyorum.

Savaştan sonra çoğu hurdaya atılan, silahsızlanma programı çerçevesinde kesilip biçilip mundar edilen bu teknelerden dört tanesini, Fransızlar alıp [9] 1955’e kadar kullanıyor.

Celp Erlerinin Esas Duruşuna Dikkat İsterim...
Günümüze kadar gelen pek azı bugün dünyada çeşitli müzelerde genellikle çok da iyi olmayan şartlarda - genellikle açık havada ve saçma sapan boyanmış olarak - , orijinalliklerinden uzak olarak sergileniyor.

Ne pis değil mi?

                                                                                      
Uzun zamandır gözüme kestirdiğim,  1/35 ölçekli resin kitinin bulunamazlığı, bulunsa da alınamazlığı yüzünden kıstıramadığım bir modeldi bu Seehund. Sonunda Ukrayna’da birileri “1/72 ölçekli plastikten olanını yapalım da sevinsin garibanlar” deyince, ben de hemen harekete geçtim. Aslında plastiğin kalitesi, mühendisliği ve – özellikle – kaidesi açısından pek de gurur duyulabilecek bir ürün değil ortadaki (o boktan kadieyi değiştirdim elbette).  Ama alınabilir fiyata satılan, tek bir çevredeki gri, oldukça yumuşak ve kırılgan bir plastiğe basılı 35 civarında parçayı bir araya getirildiğinizde gerçekten denizaltıya benzeyen bir şeylere sahip olmak imkan dahilinde.
                                                                                    
Çizimler Hakkında: İnternetteki çizimler akla yatmayınca oturup eski usul, rapido ile aydıngere çizmek zorunda kaldım. Kes yapıştır bir site sahibi iseniz ve bunları kullanmayı düşünüyorsanız, izin isteyin, ya da en azından nereden aldığınızı belirtin derim. Tersi durumlarda; eğer denk gelirsem, ailenizin dişi fertleri ile ilgili ne ilginç fiiller, uygulamalar, şeyler temenni ve deklarasyonlarıma (ana avrat dümdüz gideceğim işte, anlamadınız mı hala?) maruz kalacaksınız… Bir daha düşünün derim!

Denizaltıların İsimleri Hakkında: Almanlar incelikli düşünüş ve akıl oyunu meraklarını burada da gösterip, cihazlara çoğunlukla görev ve formlarına uygun ufak kemirgen, balık ve sürüngen isimleri vermeyi tercih ediyorlar. Semender dışında hepsi ufak ama yırtıcı tehlikeli canlılar, zarar verici kemirgenler! Biber=Kunduz, Neger/Nagetiere=Kemirgen, Hecht=Turna Balığı, Marder=Sansar, Molch=Semender gibi…

Görsel Malzeme: Model Fotografları BvP , Çizimler BvP (Konu ile ilgili açıklamayı yukarıda ettim). Danimarkalı Direnişçi ve Neger üzerindeki hanım kızımız: http://longstreet.typepad.com/thesciencebookstore/
Bu fotoğraf 11 Ağustos 1945 tarihli “The Illustrated London News” den taranmış.

Prehistorik dalış elbisesi içinde bay Bill Bailey: http://www.mcdoa.org.uk/Bill%20Bailey%20Tribute.pdf  son derece ilginç bir yazı. Okumakta fayda olabilir.

Diğer denizaltı resimleri: Yakın tarihli ama nedense bugün pek ortalıkta bulunmayan çok önemli bir kitaptan: Kemp, Paul. Midget Submarines of the Second World War. Caxton Editions, 2003. X-Craft ve Seehund’a ait detaylı çizimler de mevcut.

BvP,

(Korhan Efendi, bu yazı  senin için...)

Edited By Miki


...............................
[1] Bu silahları kullananlar her zaman çok cesur ve gönüllü de olmuyordu maalesef. Özellikle Alman Deniz Kuvvetleri savaşın sonlarına doğru elemanlarının geçmişi ile pek ilgilenmiyor sanki. Normandiya açıklarında seyreden HMS Orestes mayın tarama gemisinin tek kişilik denizaltısı içinde ele geçirdiği denizcinin 18 yaşında bir hücre mahkumu olduğu ve bu intihar görevi için salıverildiği sorgu sırasında ortaya çıkacaktı.
 
Suçluların cep denizaltılarıyla bu tür – resmi olmasa da – intihar görevlerine yollanması Jack Higgins’in Eagle Has Landed (‘Kartal Kondu’) kitabında da kullandığı bir motif.

[2] E, herifler sahneden çekilmiş diyoruz ama, Jacques Cousteau adlı vatandaş, taşınabilir soluma cihazı ve diğer dalış sistemlerinin geliştirilmesi ile uğraşıyor. Amerikan donanması ile İtalyanlara karşı komando baskınlarına katılıyor…

[3] Bu aracın 1/35 ölçekli bir modeli İtalyan plastik model üreticisi Italeri de mevcut. Katalog numarası 5605.

[4] Kısaca, popüler kültür dağarcığımızda şekillendiği biçimiyle; iyi eğitimli, gözü pek nazi subayların kullandığı, üstün ve zamanının ötesinde “mucize silah” falan değiller.

[5] Standart Ordu kamyonu Opel Blitz’in 6 silindirli ve 3.6 litrelik benzinli motorundan bol miktarda bulunuyordu.

[6] Kraliyet Donanmasının 29 Aralık 1944’de, kullanıcısı monoksit zehirlenmesinden öldüğü için hasarsız ve çalışır durumda ele geçirilen 90 numaralı "Biber" bugün Imperial War Museum’da sergileniyor. Kraliyet Denizaltı müzesinin sahibi olduğu başka biri, “Biber 105” ise yeryüzünde İkinci Dünya Savaşı’ndan kalan çalışır durumdaki tek denizaltı. Modelini yapmak isterseniz İtaleri 1/35 ölçekte 5609 katalog numarası ile güzel bir modelini sunuyor size.

[7] Bunlar tabii kağıt üzerindeki teorik rakamlar. Söz konusu mesafeleri bu tür bir teknenin içinde kat etmeye dayanabilecek bir mürettebat mevcut değil. Ayrıca tekneye torpidolar yüklenince, başta düşünülen 7 deniz millik su üstü süratinin de hayal olduğu ortaya çıkacaktı. Gövde tasarımı ve torpidolar hatır sayılır bir direnç oluşturduğundan,  mevcut aküleri ile 3 millik bir süratle su altında 63 deniz mili kat edebilmişti.

[8] Hammadde alokasyon sorunlarını, sürekli hava bombardımanı altındaki çökmüş ulaşım ağını, iş gücü kısıtlarını, tökezleyen Alman savaş ekonomisindeki öncelik çatışmaları falan göz önünde bulundurulduğunda, eh… Çok garip bir durum değil.

[9] Fransız milleti şu “ganimet” işine pek meraklı, Bu denizaltılardan başka, savaştan sonraki yıllarda “Panther” tanklarını, çok miktarda hafif silahı, topu, Heinkel He177 4 motorlu bombardıman uçaklarını, işgal altındaki ülkelerinde Alman Lisansı ile üretilen hafif siklet irtibat uçaklarını (Fieseler Storch) ve daha kim bilir neleri tepe tepe kullanıyorlar. Ama bu konuda başı Ruslar çekiyor kanaati içerisindeyim. Alman evlerindeki ampulleri bile söküp götürmüş oldukları biliniyor.

3 yorum:

Korhan dedi ki...

Teşekkür ederim. Bu ilginç konuya sayende biraz hakim olmuştum. Bana hediye ettiğin (etmediysen bile tarafımdan hediye kabul edilmişti) Adamlı Torpido'lar kitabı güzel bir kaynaktı. Bakma gene bence en sağlam zararı İtalyan'lar vermiş.

Korhan dedi ki...

Yeni ödev. V1 ve V2 roketleri patron :)

Baron von Plastik dedi ki...

Aaa bak olur o...V2'lerin Motorları ve jiroskop kontrollü yönlendirme sistemleri hakkında bir şeyler yararsa, tamamdır bu iş :)

Peki, bebek bloğu ne zaman yazacağız hacı? Tecrübe ve bilgilerimi salgılamak istiyorum ben de.