Emsallerine faiktir

Ocak 06, 2010

Japon Cüce Denizaltıları[1] ve Pearl Harbour

Ne ilginç işler olmuş! Okuyun rica ederim...

Birinci Dünya Savaşı’na katılmış uluslardan biri olan Japon İmparatorluğu, Kaybeden taraf olarak, deniz gücünü kısıtlayıcı antlaşmalar imzalamak zorunda kaldı. Potansiyel hasımları olan Amerikan ve Britanya Donanmaları karşısında zayıf duruma düşen İmparatorluk Donanması söz konusu durumu değiştirecek çözümler aramaya başladı. Bunlardan biri de, taşıyıcı gemilerden çatışma başlamadan kısa süre ayrılabilecek, bağımsız ve etraftaki düşman gemilerine zarar verebilecek küçük denizaltılardı. Bu fikir hakkındaki bir makaleden çok etkilenen Donanma Amirali Prens Hirayasu Fushimi’nin direktifi ile 1934’de iki adet prototip üretildi. (HA.1 ve HA.2) Son derece gizli olan bu proje dikkati çekmemek için su üstü gemilerinin tatbikatlarda kullanacağı sualtı hedefleri tasarım ve üretimi olarak tanımlanıyordu. Bu denizaltıları saldırı noktalarına taşıyacak ana gemilerin tasarımına da başlanmıştı. Gene güvenlik nedeniyle bu gemiler Deniz Uçağı Taşıyıcı gemileri olarak sınıflandırılmıştı. Oysa "Chitose" sınıfı olarak adlandırılan bu gemiler 12’şer denizaltı taşıyabilecek şekilde düşünülmüşlerdi.

Denizaltılar da artık Ko Hyoteki Ko Gata “Hedef A, Tip A” olarak adlandırılıyorlardı. Çok gizli olan bu projede güvenliği korumak için, gövde parçaları özel tersanelerde ayrı ayrı üretiliyor daha sonra Kure kenti[2] yakınlarındaki bir adada bu parçalar birleştirilip suya indiriliyordu. Bu şekilde, 1938’de HA.3’den başlayarak, HA.52’ye dek toplam 49 adet denizaltı üretildi. (Pearl Harbour saldırısında görev alan HA.19’da bu üretim serisinden, doğal olarak..) Eğitim ise gene Kure civarında bir adada kurulmuş “P Üssü” adlı tesiste yapılmaktaydı. Denizaltı sınıfı içinde seçkin bir konumda bulunan mürettebat navigasyon, açık denizde sefer ve silah sistemleri konusunda mükemmel düzeyde eğitilmekteydi.

Tüm bunlar Japon Ulusunun hamiyetinden gözünü yaşartacak, göğsünü kabartacak[3] gelişmelerdi ya, devir de değişmekteydi mateessüf. Uçak gemilerinin deniz savaşlarında giderek daha önemli bir öge haline gelmeleri ile, bu denizaltıları güvenli bir mesafeden bırakmak imkansız hale gelmişti. Mesafe hala vardı da, emniyet pek kalmamıştı denebilir.

Geliştirilen başka bir saldırı stratejisi ise, önemli hedeflere süpriz saldırılar düzenlemekti... Amiral Isoruko Yamamoto’nun “Yav, bu Perl Harbır’daki Amerikan Pasifik Donanmasına saldıralım, Arı kovanına çomak sokarız, Başımız önümüzdeki dört yıl boyunca beladan da kurtulmaz işte, fena mı olur, he ?” demesiyle, yapı ve mühendislik itibarıyla pek uygun olmamakla birlikte, bu yeni silah da saldırı planlarına dahil edildi.

Savaşa hazır olan fakat hedefleri hakkında bilgilendirilmemiş olan denizaltı mürettebatlarına eğitimlerini Pearl Harbour ve Singapur Limanları konusunda yoğunlaştırmaları emredildi. Bu arada Japon Donanması’nın büyük denizaltıları bu ufak cihazları üstlerinde taşıyabilecek şekilde yeniden düzenlendi. Böyle bir saldırıya onları dahil etmenin anlamı veya anlamsızlığı, Japon Kurmaylarının kafasını kurcalamaya devam ediyordu. Saldırı tarihine üç hafta kala bile kesin karar henüz verilebilmiş değildi. Sonunda, 18 Kasım 1941’de beş adet C1 sınıfı denizaltı[4] kulelerinin ön kısmında, zincirlerle bağlanmış beş adet küçük denizaltı ile Kure deniz üssünden Pearl Harbour’a doğru yola çıktı. Yaklaşık 27 metre boyunda ve iki metre çapındaki bu denizaltılar iki kişi ve iki torpido taşıyordu. Oldukça kısa ömürlü ve denizde yeniden doldurulamayacak 224 akü, 600 beygir gücünde bir elektrik motoru ile hareket etmekteydiler.

Görev basitti! Gizlice liman içine girecekler; hava saldırısı başlayana kadar gizlenip ikişer torpidoyu ateşleyeceklerdi. Daha sonra Ford Adası’ nın çevresinden dolaşıp, yedi mil kadar batıda ana gemiler ile buluşacaklardı![5] Gece yarısından başlayarak Limanın yaklaşık 10 mil açığında denizaltılar ana gemiden ayrılmaya başladılar.
Saldırı planları yapılırken en çok kaygılanılan konulardan biri, bu ufak denizaltıların liman civarındaki varlığının farkına varılması durumunda büyük hava hücumunun baskın özelliğini yitireceğiydi. Bununla birlikte, Amerikan güçleri liman içinde Japon denizaltıları görmenin ne anlama geldiğini anlamakta geç kaldılar ! Mayın gemisi USS Condor saat 03.42’de bir periskop belirledi ve devriye destroyeri USS Ward’ı uyardı. Sonuçsuz aramalardan sonra, saat 05.45’de denizaltı tekrar belirlendi. Sanırım kararlı bir beceriksizlikle, Ward denizaltıyı bulamamakta direnince, 06.33’de bir uçak duman şamandıraları atarak yeri tam olarak belirledi. -Pes be birader- Üç dakika sonra nihayet denizaltının yerini tesbit eden Ward ateşe başladı. Birinci atışta ıskalanmasına rağmen ikinci atış yerini buldu ve kulenin alt kısmından isabet alan denizaltı sağ tarafına kaykılarak battı… Amerikan ve Japon donanmaları arasındaki dört yıl sürecek kıyasıya savaştaki ilk Japon kaybıydı bu[6]. Saldırıya katılan denizaltılardan sadece biri, Pusula arızası nedeniyle limana giremeyip, gücü tükendiği için dışarıda karaya vuran HA.19 kurtuldu. Sekiz aralıkta sağ olarak ele geçirilen Kazuo Sakamaki İkinci Dünya Savaşı’nın ilk Japon esiri oldu. Bu denizaltı günümüzde Fredericksburg, Texas'da Amiral Nimitz[7] Müzesi’nde sergilenmektedir.

Cüce denizaltıların Bu baskında oynadığı rol bu gün hala cevabı tam olarak verilememiş bir dizi soru sorulmasına neden olmuştur. Amerikan Donanması Saldırıdan birkaç saat önce bu çok önemli limanın içinde tesbit ettiği denizaltıların varlığına gereken önemi vermedi, alarma geçmedi ? İlk saldırıdaki başarısızlığa ve uğranılan kayba rağmen Japon Donanması benzer saldırıları tekrarladı ve neden ileriki yıllarda çoğu hiç kullanılmayacak yüzlerce aynı türde denizaltı üretti ?

Neyse, ben bu ciddi sorularla küçücük aklımı fazla yormayıp, yıllardan beri yapmak istediğim modele döneyim.
Uzun zamandır bu ilginç hikayede rol almış denizaltılardan birini yapmak istiyordum. yaptım da, netice itibarıyla. “Sovuk Savaş” ve “Viyetnam” temalı modellere biraz ara verip, aranmaya başladım. Bu tip denizaltıların uzun yıllar tedavülde olan 1/72 vakuform modelini aradım. Buldum da, fakat yeryüzünün orasına burasına dağılmış beyfendiler ellerindeki malı satmaya, daha doğrusu alınabilir paralara satmaya pek niyetli değillerdi. Sıkıntıyla sakal falına yatmış “heyvah! dünya malı dünyada kalacak helbet; amma, bir Ko Hyoteki yapmış olmayacakmıyız şu fani alemde?” diye düşünürken, bu şeyin plastikten mamul olanı bulunduğu gibi[8], bunun da plastikten olanının varlığını tesbit etmiş bulundum. Japonya’da mukim “Hobbysearch” namlı bir firmada az miktarda olduğunu da… Nazik Japon bir zat, sağ olsun beni kırmadı, 2.280 yen mukabili satmaya razı oldu. Gerçek mürekkeple imzalanmış, “alışverişinizden dolayı teşekkür ederiz, umarız mutlu olmuşunuzdur, gene bekleriz” mektubu ile birlikte yaklaşık 10 gün içinde malı kapıdan teslim aldım (Ulan, ne varsa Doğuda var şerefsizim). Yapımı biraz sıkıntılı olduysa da, toparlayıp gittikçe büyüyen denizaltı koleksiyonuma ekledim.

Saygılar Sunarım




Fotograflar : 1. Modelin kutu kapağı,  BvP
                    2. Amerikan Deniz Kuvvetleri, İnternet
                    3. Model : 1/72, Finemolds,  Bvp
________________________________________

[1] Türkçe’de “Cep Denizaltısı” terimi kullanılıyor. Ufak olan şeyleri “cep” takısı ile adlandırıyoruz nedense. “Cep Telefonu” gibi. Cep saati de, cep telefonu da oraya giriyor ama, kırk altı tonluk bir kütle ? Hah, bak orda ciddi şüphelerim var. İngilizce’de “Midget” deniyor.

[2] Hiroshima yakınlarında , iç denize kıyısı olan bu kent Japonya’nın en önemli gemi üretim merkezlerinden biri. Ünlü –ve talihsiz- savaş gemisi Yamato’da burada üretilmiştir. Günümüzde de, kent ve civarında büyük kuru yük gemileri ve tankerler üretilmeye devam ediliyor. (Esasen, Ayvalık Tostu, Anzer balı, İzmit pişmaniyesi gibi değil mi ? Bizde Devrek’in bastonu, onlarda Kure’nin çelikten mamul yüksek tonajlı savaş ve ticaret gemisi meşhur...)

[3] Japon taksi şöförlerinin de arabalarının kaputlarının farla birleştiği yere bayraklarını yapıştırıp yapıştırmadıklarını hakikaten merak ediyorum. Fakat abuk sabuk pek çok moda gibi bu saçmalık da kısa sürede nihayete erdi.

[4] Oldukça büyük, yaklaşık 110 metre boyunda, (Kıyaslarsak: Alman Tip 7C denizaltısı 67 metre boyunda ve 1.000 ton ağırlığında) 3.600 tonluk bu denizaltılar, 1940 – 1941 yıllarında toplam beş adet üretilmiş. I-16, I-18, I-20, I-22 ve I-24. Cüce denizaltıları taşıyabilecek biçimde yeniden düzenlemiş olduklarından, savaş süresince Pearl Harbour’dakine benzer saçma sapan saldırı görevlerinde kullanılmışlar. Mayıs 1942’de Diego Suarez, Madagascar’daki İngiliz deniz üssüne, ertesi gece Sidney Limanına, aynı yılın kasımında da Guadalcanal’a ..Tahmin edeceğiniz gibi bu hücumların tümü de hüsran. Benzer hüsran dipnotumuza konu C1 denizaltıları içinde geçerli.

[5] Kağıt üzerinde işler görünen bu plandaki hesap Ford Adası’ndakine pek uymayacaktı…

[6] Bu denizaltı 61 yıl sonra, Ağustos 2002’de Hawai Sualtı Araştırma Laboratuarına ait derin deniz araştırma denizaltıları tarafından 400 metre derinlikte bulundu. Savaştan sonra, Amerikan donanması tarafından planlı bir şekilde, liman açıklarına atılmış yaklaşık 1.000 civarında askeri araç (tanklar, uçaklar, yakıt tankları, kamyonlar vb.) nedeniyle bu batığı basit bir sonar araştırması ile bulmak imkansızdı. Tüm objelerin yıllar boyu yerlerinin belirlenmesinden sonra, en olası hedeflere yapılan dalışlarla bu çok önemli batığın yeri tesbit edildi. Taşıdığı tarihi öneme atfen tam koordinatları gizli tutulmaktadır. İlgili internet sayfasında çok ilginç fotoğraflar olan bu siteyi ziyaret etmenizi öneririm. http://www.soest.hawaii.edu/HURL/midget.html
[7] Beyefendi’nin doğum yeri olması şeysiyle oraya yapmışlar müzeyi.

[8] Istanbul’un Dudullu semtinde, bazı kavşaklarda gece renk tonları değişen şekilde ışıklandırılmış, plastik palmiye ağaçları var. Mor renkli olarak ürpermeye başlayan sonunda parlak yeşil ve sarıya dönenini gördüm ben, boktan bir bilim kurgu filminden fırlamış gibiydi. (Aslında bu konuyu Dudullu Belediye Başkanı zat ile münhasıran görüşmek için delice bir istek duymaktayım) Denizaltının plastiği neden olmasın?

6 yorum:

Korhan dedi ki...

Bunların bir benzerini İtalyan'lar da yapmamışmıydı gurban olduum. Anlatsana onu da.

Baron von Plastik dedi ki...

Hakkaten kalp kalbe şey. Şu iki kişinin ata biner gibi torpidonun üzerine oturduğu, güvenli ve konforlu tasarımı diyorsun değil mi ? Doğru, yazmalı(Bunları da muhtemelen bir tek sen okuyorsun herhal).

Korhan dedi ki...

evet evet hani bırakıp döndükleri.Sonra bıraktıkları yerde patlıyorlarmış. Sen daha iyi bilir ve anlatırsın. (severek izliyom memedali beeeey)

Griffith dedi ki...

Japonlar şakaya gelmez.Aynı şey bugün olsa ne tür gizli silahlarla saldırırlardı allah bilir. Voltranlar falan...

Griffith dedi ki...

Dehşet blog:)

Baron von Plastik dedi ki...

Teşekkür ederim Griffith. Ama, bence Japon milleti de tefessüh etmiş. Baksana; kullanılmış genç kız külotu vs. biriktirmeye kuvvet veriyorlar artık.Nerde o eski Japonlar?