Sanırım bir ülkeyi tanımanın, halleri hakkında gözlem yapabilecek malzemeyi edinmenin geçerli bir yöntemi de yollarında seyahat etmek. Otobüs veya özel otomobil, bunlar ayrı ayrı potansiyellere sahipse de, sosyal interaksiyon bünyeyi artık fazlasıyla yorar olduğundan, iç ve kıyı Ege’deki yaklaşık iki bin kilometrelik yolculuk için ikinci seçeneği kullandık. Bok varmış gibi, zorumuz “tatil”. Kentli; çok çalışan, başarılı bireyleriz ya, bunaldık tüm bir yıl, hak ediyoruz bu tür avarelikleri.

Fakat, bu yörenin insanlığa katkısı başka bir şey: “Kilo ile et” denen bu kavranması zor, inanılmaz icat yörenin insanlığa armağanı. Oturuyorsun masaya:
-Ne var oğlum, yiyecek?
-Kilo ile et var aağbi!
Bu son derece ilginç, yaratıcı kavramın sarsıntısını savuşturmak için, zorlukla yerinden kalkıp elini yüzünü falan yıkaman gerekiyor sonra. “Kilo ile et zevkini/coşkusunu yaşayın” yazılı tabelalar gördüm ben, en az dört metre yüksekliğinde oluyor bunlar.
Başka zevklere yelken açma peşindeysen “yörük” çadırında gözleme yiyip, ayran içebilirsin. Yörük çadırı ve gözleme vs. göçebeliği çağrıştırıyor bana. Yerleşik olmamak, benimsememek, belli bir yerde kalıcı olup orayı mamur etmemek, geçici süreyle konuşlandığı yeri kirletip, sonra başka bir yere konmak türü şeyler. Belki de, ülkenin büyük bölümünde görülen derbederliğin nedeni bu. Yolların kenarlarındaki bu binlerce rezilane, yarım bırakılmış, becerilememiş yapı. Her türden terk edilmiş çürümeye bırakılmış araç. Taşlı, çorak, bakımsız açık alanlar. Benzin istasyonu yapıp paranın amına koyma hevesi ile gaddarca açılıp bırakılmış, sonra terk edilmiş yıkıntı beton açıklıklar. Bu berbat pejmürdelik öyle yoksullukla falan açıklanabilecek türden değil. Kilometrelerce süren budalalık için büyük kaynakların sarfedildiği açıkça belli.
Bu sarfiyatlardan bir tanesini Susurluğa girişte görüyorum yıllardır. Yuvarlak bir havuzun ortasına oturtulmuş bir buçuk adem boyu yükseklikte ayran dolu bir maşrapa, bir “Köpüklü Ayran” heykeli!
Ayranın ansiklopedik tanımını araştırmaya kalktığınızda “Yoğurdun içine su katılarak elde edilen bir tür içecek” tanımı çıkıyor karşınıza. Nedendir bilinmez, tanımdan ayran yapmanın çok da karmaşık bir proses gerektirmediği hissine kapılıyor insan. İki bin yılı nüfus sayımına göre nüfusu 44.130 olan bir ilçenin yapabileceğinin en iyisi bu mu yani? “Yoğurdun içine su katılarak elde edilen bir tür içecek”. Ayran ve tost ikilisi ile tanınmak, bir ilçe için heykelini dikecek kadar gurur mu verici?
Edited By Miki
2 yorum:
son yazımda işbu ayran heykelinden bahsediyor ve resmini çekemediğim için hesleniyordum ki blog arkadaşlarımdan biri linkinizi vermiş 'aha burda var' deye. iyi ki de vermiş :)
blogunuza çıkartma yapma olasılığımız var an itibarıyle.
"Kompedan İç Çamaşırı" -Sarayı ? fotografını çektiyseniz, tepe tepe kullanabilirsiniz o köpüklü ayran heykelini!
Fenerbahçe'de bir mantar çeşmesi hatırlıyorum. Bunların bir de,birbirlerine sarılı vaziyette topluca cinsi münasebette bulunan yunuslar versiyonu da vardır. Bi zamanlar İzmir Karşıyaka'da bulunurdu.
Blogunuz çok eğitici/öğretici. Ben de yaptım hemen bi çıkartma.
Yorum Gönder