Emsallerine faiktir

Aralık 01, 2010

Bilinmeyen Numaralar - Dayanılmayan Reklamlar

Üzerlerinde biri üç hane diğeri iki haneden müteşekkil rakam görüp, sevinçle tekrarlayan iki kütlenin coşkusunu anlatan reklam erbabına ne denebilir? Bi tek oradaki taksiciyi çözemedim. Türk reklamcısının tekil başarılarla yetinmeyip, hep daha fazlasını, daha süflisini hedeflediğinin ispatı galiba. “Yok, olmadı bu iş iki figürle yeterince yavşak, dostum. Bi tane daha ekleyelim” demişler gibi.

Bu insanları yetersizlik veya ilkellikle suçlamak suçlamak ne kadar anlamlı bilmiyorum. “Denizden babam çıksa yerim” deyiminin gerçekleşebilirliği üzerine kurulu televizyon reklamını düşünün: Böyle bir soytarılığa izin veren, belki de daha kötüsü, fayda uman işveren varken ne yapsın garibanlar? Benzeri akılsızlıklar aslında radyo reklamları olarak bir süredir revaçta (meşhur; abi  pas ver pas! Pas, pas..paspas…Şu kadar otomobil lastiği alana paspas veriyoruz sefaleti gibi). Kaba saba yanlış anlamalar, kelime benzeşmeleri, deyimlerin düzlemesine okunuşuna dayalı maymunluklar, “çok çarpıcı reklammış ama yaaa” lar gırla. Saplantı halinde tüm umutların Hacivat-Karagöz diyalektiğine bağlandığı bu parodide darbe alan, sanırım aklımız.

Belli ki işlerin çığrından çıktığı reklam dünyasında kan gövdeyi götürüyor. İlişkili kavramın tümüyle anlamsızlaştırılıp deforme edildiği “iletişim” sektöründe pazar kapmak için yapılanın sınırı yok. O yolda her şey mübah. Akıl, sağduyu, nitelikli yaratıcılık emanet dolabında. Bir örnek takkeli, antenli küçük çocuklar bilya gibi ortalığa saçılıp kurban avında, denizden baban çıkıyor, kırmızıdan kaçılıyor, ama durum hala ümitsiz… Yeni yetmelerin mobil zevzekliğinden, ötemizdeki dünyalara pılı pırtı satışına viagra etkisinden, “sosyal iletişim sitelerine cepten ulaşım”dan alınan pasta falan kesmiyor, kesemiyor pazar payı iştahını.

Son liman, pleistosen çağdan beri hep aynı anlamsız, donuk mimiklerle ortalıkta zombi gibi dolaşan sanat erbabı usta oyuncunun kasap, berber, çiftçi taifesine akıl verdiği, küresel iletişim olanaklarını bir kitap gibi önlerine açıverdiği düşsel kasabalar.

Kampanyalar yolunuzu aydınlata, tarifeler götünüze gire!




Fotograf: BvP
Edited by Miki

4 yorum:

kadin dedi ki...

Daha bu sabah bunu düşünüp düşünüp yeniden sinir olmaktaydım. Müthiş zamanlama. Yazının her noktasına katılıyorum. Ek olarak yeni neslin şu reklam sektörüne girme çabalarının arkasındaki boşkafalılık, vurdumduymazlık, ne yaptığını bilmeme hali, insanlara bi bok satma isteğiyle yanıp tutuşma beyinsizliği ve "imaja" tav olma hissiyatı beni daha da sinir ve hatta felç ediyor. Reklamların da, reklam sektöründeki tüm "inançla" çalışanların da, bunun bir sektör olduğunu iddia edenlerin de, bunu çok bi bokmuş gibi karşıma geçip savunanların da, başka alan yokmuş gibi parlak imaja kanıp da bu alanda çalışmak isteyenlerin de taaaa götünün dibine girsin yazıdaki tüm bahse konu reklamlar.

Griffith dedi ki...

Vodafonun "kırmızı!" reklamı katlanılır gibi değil hakket. Hadi bir kere kötü reklam filmi çektiniz, bari devam ettirmeyin. Yok. İlki harikaymış gibi ikincisini,üçüncüsünü çekiyorlar bir de herifler. Çekenin de,çektirenin de ayrı ayrı kötüne koyayım çok afedersin Ahmet hocam.

aslı hayvanı dedi ki...

ben de kadınları över gibi görünüp içten içe aşağılayan reklamlara hastayım ki, primat seviyesini aşmakta hayli zorlanan yurdum insanı (başta bunları yazanların erkek olduğundan emindim, şimdi ondan da emin değilim) reklamcının yazdığı belli bunları.

misal arçelik fırın reklamları. mucizeler yaratan kadına yardımcı oluyormuş fırın. değerli reklam metni böyle buyuruyor. kadının yarattığı mucize -wait for it- kocası ve çocukları için pişirdiği poğaça efendim. fırının kadına ait bir eşya olduğunun ima edilmesi bile delirtmeye yetiyor beni.

bir tane de kocasından ıvır zıvır isteyen ev kadını vardı bir garanti reklamında. daha büyük mutfak, dolayısıyla daha büyük ev istiyordu. kocası almazsa da mutsuz oluyordu. garanti kredi veriyordu da kadın sonunda huzura kavuşuyordu. bunu da evin küçük kızı anlatıyordu annem mannem diye. ne sevimli di mi? geberesiceler...

Baron von Plastik dedi ki...

Ben de buna katılıyorum işte be Kadın! Yeni nesil denen bulamaca itelenen o “tarzını bul, kendin ol” maymunlaştırması ve bundan kaynaklı üniform mankafalılık, deterjan ya da telefon hattı pezevenkliğine heveslendiriyor. Ama o pezevenklik işte tuvalet kağıdı falan satmakla sınırlı. Göt dibi ve reklam ilişkisinde de hemfikiriz.

Griffith, bu boktan reklamlara devamda israrın arkasında sanki Orwellian bir dürtü var. Saçmalığın bir noktadan sonra kanıksanıp doğru olanmış gibi algılatılması sanki. Belki de izliyenlerin zihinsel felç geçirmesi isteği var bu israrın arkasında kim bilir? (ya da onlar da bilmiyor ne yaptıklarını)

Hayvan Aslı, kadınları tuvalet kağıdından dağlara tırmandıran, yine kıç kağıdı rulolarından teşkil duvara araba sürdüren zihniyet kadınları yüceltiyor olmalı. Aşağılama yokkk ! Demir dağı delen Asena’ya bir gönderme var orda, yok aşağılama. Sen bakma, onlar bizim en değerli şeylerimiz, en değerli şey olmasalar toprağa falan gömer miyiz? Hem sonra kadınların bir saç savuruşla erkek taifesini heder eden, akıllarının dalağına tornavidayla giren, erkeğinin parmağındaki cips kalıntılarını sapıkça yalayıp yutan canlılar olarak gösterilmenin neresi kötü? (bu cips reklamlarına ayrıca değineceğim) Pes yani.