Emsallerine faiktir

Nisan 25, 2010

“Atma Monturiol! Hep din kardeşiyiz”

“İspanya turları; Ortaçağ havasını solumaktır... Margarita & Sangria içmektir... Paella yemenin hazzını tatmaktır... Adalarında güneşin tadını çıkarırken bir yandan da dağlarında kayak yapmanın zevkini yaşamaktır... Boğa güreşi izlemektir... Festival heyecanı…” deniyor, internetteki onlarca, birbirinin aynı “gelin size İspanya turu dayayalım” sitelerinden birinde.
Haklılar elbette, Yahya Kemal Beyatlı Hz. de, “zil, şal ve gül” buyurmuş zaten. Yetmişlerde İtalyan yazar çizerlerin hayatlarında görmedikleri bir ülkenin, uydurulmuş folkloru boyunca saçmaladıkları vahşi batı çizgi romanları, filmleri türünde bir şiir bu. Ama, zorum “Cumhuriyet dönemi Türk şiirinin en büyük temsilcilerinden” [1] şairle değil.
Zorum, kafamızdaki İspanyol, İspanya imgesi ile ilgili. Bu kadar salak mıyız gerçekten? Tamam, Yozgat’ta bir alışveriş merkezinin altı kişilik asansörüne on bir adedimiz binebilir, aşırı ağırlık yüzünden asansör düşüp bazılarımız ölebilir. Hatta konu ile ilgili soruşturma bile başlatılmış olabilir. Ama, İspanya denince aklınıza hakkaten, zülüfleri yukarıya kıvrık, uzun siyah saçlı karılar ve can çekişen boğalar mı geliyor? Eğer öyleyse buradan sonra okumayı kesin. Nebleyim, Kültür Bakanı Ertuğrul Günay “Kürksüz Noel Baba” tartışması başlatmış. Onu okuyun. Kürksüz Noel Baba? “Etsiz Çiğköfte” tad ve kokusunda değil mi?

Ertuğrul Günay (Sayın) kutu açılınca  hızla fırlayan yaylı oyuncak etkisi bırakıyor bende. Hani şu oynak bir yay ucuna iliştirilmiş kafa ve yarım gövdeden müteşekkil olanlardan… Dar bir blazer çeket içinde, kollarını çokça hareket ettirerek, sürekli üzgün ve yorgun bir yüz ifadesi ile - ve fakat bir o kadar da aydın, erdemli, uygar - o sempozyum senin, bu sergi açılışı benim koşuşturuyor. Tartışmalar başlatıp yüreğimizi başını soğutuyor… En son, kasabaya “Diskobolus” da getirtti. Hamdolsun.
Yahya Kemal Beyatlı Hz. ve Ertuğrul Günay (Sayın)’dan, anca sıra geliyor şimdi bahsedeceğim İspanyollar ve tuhaf icatlarına. Bu insanlar görünüşte bizimkine epey benzer-siz öyle sanın tabii-bir iklim ve coğrafyanın mahsülleri. Hani şu, “Akdenizli olmak” gevişi var ya, olur olmaz çiğnediğimiz... hah, ondan işte. Yüzyıldan az süre içerisinde bizim neden böyle üç kişi sayamayacak olduğumuzun nedenlerini  Fatih Altaylı, Uğur Dündar, Nihat Genç falan hep biliyordur da, benim aklım ermiyor bu işlere pek.

Lafı Narcís Monturiol Estarriol isimli Katalan bir mühendise getireceğim. Yahya Kemal’in duyduğunu sanmıyorum. Hem, o zaten Endülüs’de olan bitenle ilgilenmiş. Endülüs’te raks, Katalonya’da taşaklı işler var. Sanat, edebiyat, mühendislik, mimari, heykel... İşe yarar ne bok varsa buradan çıkıyor. Miro, Gaudi, Sert gibi, [2] benim gibi birinin bile yapıtlarından haberdar olduğu  çağdaş sanatçılar, şu bizim mühendis Narcis falan hep buralı.

Bu zat, bir mercan dalgıcının ölümüne şahit olup fevkalade üzülüyor. Üzülüyor üzülmesine de, uzun süre sakal falına yatıp aklına gelen ve şu sualtı işlerini güvenle yapabilecek bir sualtı teknesi fikri para pul olmadığında hep başka baharlara kalıyor. Oysa geminin adı bile hazır: “İctineo”! [3] Eşin dostun himmeti ile toplanan paralarla [4], nihayetinde 1857’de çalışmalarına başlanan bu denizaltı  1859’da Barcelona limanında dalış denemeleri yapıyor. Hidrodinamik avantajlar yüzünden cihazın dışı balığı andırır biçimde tasarlanmış olsa da, basınca dayanıklı iç gövde küre şeklinde. Çağdaş denizaltı teknolojisine oldukça yakın bu tasarımda ara alan, balast tankları ve diğer ıvır zıvır için kullanılıyor. Ön ve arka tanklardaki su, basınçlı hava ile tahliye edilip yüzeye çıkış sağlanıyor. Elle çevrilen, teknenin arkasındaki pervaneler de hareketi sağlıyor. Aslında, hikayede garip olan çok şey var da, sanırım en acaip şey denizaltının tümüyle zeytin ağacı tahtasından inşa edilmiş olması! [5] Basınca dayanıklı iç tekne bakır ile kaplı. Hesaplarına göre ”İctineo” beşyüz metredeki basınca dayanabilir şekilde tasarlanmış, ama her halde birileri ona:

- “Atma Monturiol! Hep din kardeşiyiz burda”

Diyor ki, azami dalış derinliğini elli metre ile sınırlamış. Ama daha ilk dalışta su altındaki bazı kirişlere toslanınca, kedinin kuyruğunu çok çekmeyip [6], 20 metre ile yetiniyor. Teknenin içindeki hava yirmi metrede iki saat geçirmeye yeterli. Artan karbon dioksiti temizleyecek bir yöntem de geliştiriyor. Oksijen azalımının tespiti ise oldukça basit: Aydınlatma amaçlı bulundurulan mumun alevi kızıla dönüşünce, yukarı çıkmak gerektiğini anlıyorlar. Yaklaşık 50 civarında başarılı dalış yapıldıktan sonra, 1862’de bir tekne bizim dubaya bağlı İctineo’nun üzerinden geçmiş! Bay Monturiol’de çok daha gelişkin “İctineo II”yi yapmak zorunda kalıyor. İlk denizaltının gerçek boyda bir kopyası bugün Barselona’da, neden o kadar da muazzam bir müze olamadığına pek aklımın ermediği, çok güzel restore edilmiş donanma tersanelerinde mukim “Museo Naval” in girişinde duruyor. (Müzede etkileyici olan fazla bir şey hatırlamıyorum açıkçası, bir tanesi Juan de Austria’nın İnebahtı “Galeria”sının gerçek boyutlu -evet yine- kopyası ve kıyı balıkçılığı için kullanılan, ilginç konstrüksiyonlu bir Bask sandalı. Sanırım, koca müzede ilgi çekebilecek bir o vardı.

 
İspanyol icatlar aleminde mevzuubahis diğer bir zatın adı Don Emilio Herrera Linares. Daha doğrusu, Albay Don Emilio Herrera Linares! Narcís Monturiol Estarriol adı bir şey ifade etmediyse, bizim albay da bir şey ifade etmeyecektir doğal olarak. Kendisi 1935’de bir yıl sonra yapılması düşünülen stratosferik balon uçuşunda kullanılmak üzere bir basınçlı elbise tasarlıyor. Heyhat, 1936’da İspanya’da iç savaş başlıyor. Elbise için hazırlanmış kauçuk emdirilmiş ipek kumaşlardan Cumhuriyetçi milislere yağmurluk falan yapmak zorunda kalan katılan albay, 1939’da ülkeden kaçmak zorunda kalıyor ve 1967’de Fransa’da sürgünde ölüyor.

Omuzlar, el ve ayak bağlantıları, parmakları akordion formunda katlanmış metal ile esneklik kazandırılmış acaip bir elbise bu… İç kısmına ait sızdırmazlık deneyleri Sevilla’daki apartman dairesinin küvetinde yapıldıktan sonra, Madrid’deki “Cuatro Vientos” Hava Üssünde basınçlanmış haliyle hareket edilip edilemediği başarıyla deneniyor [7]. Başlık camında buğu önleme tertibatı, içerdeki şahsiyeti mor ötesi ışınlardan koruyacak filtre, gövde için kapalı devre ısıtma sistemi, aklınıza gelecek her şey var. Ama iç savaş “escafandra estratonautica" gibi fiyakalı bir ismi de olan bu icadın "içine sıçıyor” deyim yerindeyse…

Juan De la Cierva ? Murcia’lı zengin bir aileden gelen bu mühendisin adını da mı duymadınız? 1920’de “Autogiro”yu icad ediyor: Autogiro, tepesindeki büyük pervanenin uygun pal açısında serbest dönüşü sayesindeki kaldırma gücü ile dikey iniş kalkış yapabilen bir tür uçak. Bildiğiniz “Helikopter”in atası işte! Adam bunu icat edip, uçurup, o kadar başarılı oluyor ki, Fransa, Amerika, Japonya ve Almanya’da, lisansla pek çok Autogiro üretiliyor ve kullanılıyor. Maalesef 1936’da 41 yaşında bir uçak kazasında ölüyor. Sanırım sözünü ettiğim İspanyollar içinde en bilinen, tasarladığı en tanınmış olanı. Cierva’nın üretmiş olduğu iki adet autogiro [8] bugün Madrid Cuatro Vientos’taki o inanılmaz havacılık müzesinde sergileniyor. Madrid’e giderseniz: Eh, eşşek değilsiniz ya, gidin görün.



Gözler kamaştıran şala, meftûm eden güle,
Her kalbi dolduran zile, her sîneden: 'Ole!'



Yok! BvP’de bu lafları edecek akıl n’arasın? Yahya Kemal Beyatlı söylüyor bunu.

Edited By Miki.

[1] Kim söyler bunları? Hangi götten çıkar bu laflar? “Piyasalar kabullenmiyor”, ya da “”Mercedes C180’leri tutmuyorlar” gibi bir laf bu da. Ama Wikipedia’ya yazan sağlam bir yerlerden duymuş sanırım.
[2] Aslında Salvador Dali’de Katalan ama, karısını genç heriflere düzdürürken seyredip 31 çeken bu paragöz, maskara pezevengi saymak içimden gelmedi!
[3] İctineo: Yunanca “icthus” ve “naus”dan türetilmiş: Balık-tekne denebilir.
[4] Dikkatinizi çekerim, 1850’lerin İspanya’sında komik isimli bir herif, “Ben denizaltı yapacam arkadaş” diye çıkıyor ve halktan bu işi için yeterli miktarda para toplayabiliyor!
[5] Yine kas gücü ile hareket ettirilen; ama tek cidarlı, metal bir denizaltı “CSS Hunley” Amerikan İç Savaşı sırasında, 1863-1864’de kullanılabiliyor. Onun atası sayılabilecek Hunley McClintock ve Watson’un “Pioneer”i ise,1860 tarihli.
[6] Kedinin kuyruğu çok çekersen sıçırtkan olur!
[7] Eğer, gerçekten dediği gibiyse, bizim albay olayı B.F. Goodrich’den de, David Clark’tan da önce bitirmiş, çıkmış şuraya oturmuş.
[8] c.6–maalesef- replika, c.19 orjinal, 1932 tarihli.

Fotograflar:

İnternetten aldığım, muhtemel artık hiçbir hakkı mahfuz olmayan escafandra estratonautica fotografı hariç. Diğerleri Bvp

1. Mayıs 2006. Madrid, Museo Prado. Girişteki Bronz “Carlos V” heykeli. 16. Yy. İtalyan heykeltıraş, Leoni. Katalog numarası: E00273
2.3.4.5.6 Ekim 2008. Barcelona, Museo Naval. İctineo I, İctineo II, Ölçekli model, Galeria Juan de Austrias, Replika.
7. Mayıs 2006. Madrid.Cuatro Vientos, Museo del Aire. Cierva c.19 Autogiro
8.9. Mayıs 2006. Madrid.Cuatro Vientos, Museo del Aire. Saab Viggen, Ju52,


3 yorum:

Adsız dedi ki...

yenibalık ta olabilirmi bu ictineo? ben yaptım oldu gibi:)

Baron von Plastik dedi ki...

Neden olmasın? Zaten adamın adı da "Narcis" !

Korhan dedi ki...

Resimde harrier var galiba,onun da teknolojisi miy miş bu?? (malım ben malım)